İmam Nevevî ve Kişiliği

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

İmam Nevevî, Müslümanların ellerinden düşürmediği “Riyâzüs Sâlihîn” isimli meşhur hadis eserinin müellifidir. Daha pek çok kıymetli kitabı ve hepsi birbirinden kıymetli yetiştirmiş olduğu talebesi bulunmaktadır. Suriye’nin güneyindeki Nevâ köyünde bundan yaklaşık sekiz asır önce, 1233 yılında doğmuştur.

Mütevazi, kanaat sahibi, ömrünü ilme ve irşada nikâhlayan Nevevî Hazretleri hiç evlenmemiştir. Evliliğin kendisini meşgul edeceği, ilimle ve irşadla meşguliyeti dolayısıyla yerine getiremeyeceği muhtelif sorumluluklar yükleyeceği kanaatıyla evlenmeyi hiç düşünmemiş ve hep ilimle, kitap telifi ve talebe yetiştirmekle meşgul olmuştur.

Kendisini daima ölüm ve ahirete hazırlayan İmam Nevevi, ölmeyecek kadar yemek yerdi. Tuvalete gittiği vakitleri israf saydığı için çok az yer ve çok az içerdi. Âhirete duyduğu iştiyak sebebiyle dünya zevklerine, yiyip içmeye, lüks giyim kuşama, kısaca rahat yaşamaya değer vermezdi. Talebeliğinden itibaren kazandığı az uyuma alışkanlığını, vaktini en iyi şekilde değerlendirebilmek için hayatı boyunca devam ettirmiştir.

Onun hayatından bahsedenlerin hemen hepsinin belirttiğine göre, Dımaşk’ta yetişen meyveleri yemezdi. Bunun sebebini soran talebesi İbnü’l-Attâr’a, Dımaşk’ta pek çok vakıf arazi bulunduğunu, bunların titizlikle idare edilmediğini, ortaklığın meşrû bir şekilde yapılmadığını, dolayısıyla bu meyvelere haram karıştığını, bu sebeple yemediğini söylerdi. Zâhid birisi olan babasının getirdiği yiyeceklerle hayatını devam ettirir, sadece onun getirdiği incirleri yerdi. Bütün bu hâller onun takvasını ve iradesinin gücünü göstermektedir.

Nevevi hazretleri, hayatı boyunca kimseden bir kuruş karşılık almamıştır. Görev yaptığı medreselerden kendisine tahsis edilen aylıkları şahsı için kullanmamış, bunlarla kitap alıp sonra da bunları o medreselere vakfetmiştir. O zamana nispetle rektörlük yaptığı meşhur Eşrefiyye dârülhadisinden hiç maaş almamıştır.

Nevevi Hazretleri Hakkında Söylenenler

İmam Nevevî’yi yakından tanıyan âlimler onun bir sahâbî gibi, bazıları ise tâbiînden biri gibi yaşadığını söylemişlerdir.

İmam Zehebi, ashâb-ı kirâmı andıran bu örnek şahsiyeti tanıtırken, zühd ve takvâ bakımından eşsiz, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma hususunda benzersiz bir kimse olarak nitelendirmiştir. Onun azla yetindiğini, basitçe giyindiğini, yeme içmeye değer vermediğini, bununla beraber vakur ve heybetli olduğunu, onun Allah’tan, Allah’ın da ondan memnun bulunduğuna inandığını, bu sebeple kendisini cennetiyle sevindireceğini umduğunu söylemektedir.

İmam Nevevî’nin talebelerinden fakih ve muhaddis İbni Ferah el-İşbîlî, onun üç önemli özelliği bulunduğunu söylemiş ve bir kimsede bu özelliklerden sadece biri bulunsa, insanlar ondan faydalanmak üzere, dünyanın dört bucağından kalkıp gelirler, demiştir. Bu üç özellik şunlardır: İlim ve görev sorumluluğu, dünyaya ve dünya menfaatlerine değer vermemek, emri bil-maruf ve nehyi anil-münker (iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmak).

İmam Takiyyüddin es-Sübkî, Nevevî’ye derin hayranlık duyardı. Fıkıh ve hadis sahalarında değerli eserler vermiş, Şam kadılığı ve Eşrefiyye dârülhadisi şeyhliği yapmış olan bu değerli âlim, İmam Nevevî’nin Eşrefiyye dârülhadîsinde ders verdiği yerde geceleri ibadet ederken yanağını yerlere sürer ve “Nevevî’nin ayak bastığı yere belki yüzüm temas eder” diyerek duygulanırdı.

Takiyyüddin es-Sübkî, birgün bineğiyle giderken halktan yaşlı bir adama rastladı. Bu yaşlı zât, bir zamanlar Nevevî’yi gördüğünü söyleyince, Takiyyüddin es-Sübkî bineğinden inerek adamın elini öptü, duasını istedi. Sonra da “Nevevî’yi gören biri benim önümde yürürken ben hayvana binemem” diyerek onu terkisine aldı. Takiyyüddin es-Sübkî, Nevevî’nin evliyâullahdan olduğunu söylerdi.

İmam Nevevî’nin Yöneticileri Uyarması

Nevevî Hazretleri, emri bil-marûf ve nehyi anil-münker görevini yerine getirmede eşi pek az bulunan bir insandı. Haksızlığa boyun eğmez, doğru bildiğini söylemekten, yöneticileri sözlü veya yazılı olarak uyarmaktan çekinmezdi.

Mısır ve Suriye’de Memlûklular Devleti’ni kurarak on yedi yıl saltanat süren Sultan Baybars’a, İmam Nevevî’nin muhtelif mektuplar yazdığı, hatta bu mektupların bir kısmını ileri gelen âlimlere de imzalatarak müşterek bir dilekçe halinde sunduğu bilinmektedir. Sultan bu hususları dikkate almadığı zaman, mektupların dozunun arttığı, hiçbir tehdidin ve hatta ölümün kendisini yıldırmayacağını sultana hatırlattığı müşahade edilmektedir. Fakat bu mektuplarında her zaman kendisine yakışan hikmetli ve saygılı üslubu muhafaza etmiş, çok ciddi uyarı ve tenkitler yanında hiç hakarette bulunmamış, ikazlarını Allah için yaptığını bildirmiştir.

İmam Nevevî’nin asıl hedefi, sultanın halka iyi davranmasını temin etmek olduğu için yumuşak ve yapıcı bir üslûp kullanmayı tercih etmiştir. Bu mektuplarında Cenâb-ı Hakk’ın, sultanı dinine hizmet etmesi, insanların haklarını gözetmesi, halka şefkat göstermesi, onların fakir ve zayıflarına sahip çıkması ve halkı her türlü zarardan koruması için bu makama getirdiğini, bunları yapmayıp halkın hakkını çiğnediği takdirde Allah’ın huzurunda zor durumda kalacağını ihtar etmiştir.

İmam Nevevî’nin sultanı bu tarzda uyarması bazı kimseleri telaşa düşürmüştür. Ona, bu tavrını bırakmadığı takdirde hizmetlerinin engellenebileceğini söylemişler, sultana karşı direnmekten vazgeçmesini istemişlerdir. Hiçbir makam ve mevkide, dünyevi menfaatte gözü olmayan İmam Nevevî, bu kimselere de mektuplar yazarak onları da uyarmış, dinin emir ve yasaklarına harfiyyen uymaya davet etmiştir.

Sultan Baybars, bir mevzuda Suriyeli âlimlerin fetvasına başvurunca bazı âlimler korktukları, bazıları da dünyalık elde etmeyi düşündükleri için sultanın istediği fetvâyı vermişti. Sultan Baybars, İmam Nevevî’den de fetva istemiş, fakat bu uygulamanın haksızlık olduğuna inanan İmam Nevevî fetvâ vermeye yanaşmamıştı. Sultan’ın bu konudaki ısrarları üzerine Nevevî hazretleri ona şunları söylemişti:

-İyi biliyorum ki, sen bir zamanlar Emir Bunduktâr’ın kölesiydin. Hiçbir şeyin yokken Allah lutfuyla seni sultan yaptı. Duyduğuma göre sarayında, eğerlerinin kayışları altından imal edilmiş bin kölen, çeşit çeşit zinet eşyalarına sahip iki yüz câriyen varmış. Bütün bunları onlardan alıp ordunun teçhizatı için kullandıktan sonra devlet hazinesi hala yetersiz kalırsa, o zaman halkın malını alman için sana fetvâ veririm.

İmam Nevevî’nin bu sözlerine ve istediği fetvâyı vermemesine çok kızan sultan, “Şehrimden çık git!” demiş, İmam Nevevî de Dımaşk’ı terk edip Nevâ’ya gitmiştir.

İmam Nevevî gittikten sonra, sultan Baybars onun vazifesine son verilmesini ve maaşının kesilmesini emretmiş, adamları da ona, İmam Nevevî’nin vazifesi dolayısıyla maaş almadığını söylemişlerdir. Bundan bile haberi olmayan Baybars şaşırarak, “Öyleyse ne ile geçiniyor?” diye sorunca, “Babasının gönderdikleriyle” cevabını almıştır.

Bir rivayete göre, İmam Nevevî’yi niçin öldürtmediğini sorduklarında, “Bunu düşünmedim değil. Fakat onu öldürtmeyi her arzu ettiğimde, ikimizin arasında ağzını kocaman açmış bir arslan buna engel oldu. Öldürülmesini emretseydim beni parçalayacaktı!” demiştir. İmam Nevevî ile birkaç defa görüşen sultan, ondan çekindiğini yakınlarına itiraf etmiştir.

İmam Nevevî’nin melik Baybars’a karşı gösterdiği bu yiğit tavrından sonra ünü iyice yayıldı. Eserlerine ve derslerine büyük rağbet gösterildi. Genç yaşında vefatının ardından, yetiştirdiği insanlar ve eserleriyle hizmeti devam etti ve halen de etmektedir.

Cenâb-ı Hak şefâatına nâil eylesin. Amin! (H. K.)

 

* Yazının hazırlanmasında istifade edilen kaynaklar:

Riyazus Salihin Şerhi, Erkam Yayınları

Nüzhetül-Muttakin Mukaddimesi, Darul-Mustafa

Tuhfetüt-Talibin, Alâüddin İbnül-Attâr

Tags: