Her Hatanın Başı Dünya Sevgisi

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَنْ جُنْدُبِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

حُبُّ الدُّنْيَا رَأْسُ كُلُّ خَطِيئَةٍ

* * *

Hz. Cündüb b. Abdullah (radıyallahü anh),

Alemlere rahmet Allah Rasülü (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz’in

şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

“Dünya sevgisi her hatanın başıdır!”

(İbn-i Receb el-Hanbelî, Câmiul-Ulûm vel-Hıkem; Beyhakî, Şuabül-İman; Ali el-Muttakî, Kenzül-Ummâl)

 

Her Hatanın Başı

Dünya Sevgisi

Dinimizin iki rüknü Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde pek çok yerde geçtiği üzere bir mü’minin gayesi İslam’ı en güzel şekilde taşayarak temsil ve tebliğ edebilmektir. Buradan hareketle hakiki mü’minin dünya ile alakası her yerde izzet-i İslamiye’yi göstermek ve ışıksız kalan ruhlara Kur’ân’ın ebedi nurlarını göstermektir.

Allah Teâlâ Kasas Suresi’nde bizleri dünya sevgisine kapılma tehlikesine karşı şöyle buyurarak uyarmaktadır:

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللهُ الدَّارَ الآخِرَةَ وَلاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

وَأَحْسِنْ كَمَا أَحْسَنَ اللهُ إِلَيْكَ

“Allah’ın sana ihsan ettiği nimetlerle ebedî âhiret yurdunu mâmur etmeye gayret göster! Dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de insanlara iyilik et. (Kasas Suresi, 38/77)

Ayet-i kerimede bütün benliğimizle ahirete yönelmemiz, Allah’ın bize bahşettiği maddi ve manevi nimetleri yine O’nun yolunda kullanıp infak etmemiz,  dünyaya ise yalnızca ihtiyaç ölçüsünde yönelmemiz istenmektedir.

Bu konuda tam bir ikaz mahiyetindeki diğer bir ayet-i kerime ise şöyledir:

قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

“(Ey Habibim!) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız,  kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabanız, ter dökerek kazandığınız mallar, kesâda, zarara uğramasından endişe ettiğiniz ticaret, hoşunuza giden evler, konaklar, size Allah’tan ve O’nun Rasülünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ve önemli ise o halde Allah emrini gönderinceye kadar bekleyin! Allah öyle fâsıklar güruhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez.” (Tevbe Suresi, 9/24)

Hakiki müslüman çok zengin de olabilir fakat dünya sevgisi onun kalbinde yer almaz ve onu Allah yolunda hizmet etmekten alıkoymaz. Aksine hakiki müslüman, sahip olduklarını Allah’a yakınlığa vesile olacak şekilde yani dünya ile ahireti peyleyecek, kazanacak şekilde değerlendirir. Onun gözünde dünya, Esmâ-i Hüsnâ’nın bir yansıması ve ahiretin de bir tarlasıdır. Gerçek mü’min, dünyayı dünyaya bakan cihetiyle terketmiştir.

Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) bir hadis-i şeriflerinde “Benim dünya ile ne alakam olabilir ki! Benim durumum ancak bir süvarinin durumu gibidir ki bir ağacın altında bir müddet dinlenir ve sonra da yoluna devam eder.” (Sünen-i Tirmizî, Sünen-i İbn-i Mâce) diyerek dünya ve onun içindeki mü’minin mahiyetini bizlere mükemmel bir örnekle göstermiştir.

Dünya ve yaşama sevgisi gibi tehlikelere karşı Allah Rasülü (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz bizleri muhtelif şekillerde defalarca uyarmıştır. Bu, incilerden bazıları şöyledir:

“Himmeti dünya olan kimseyi Allah kendi başına bırakır ve ona geçim darlığı verir. Dünya ona ancak yazıldığı kadarıyla gelir. Allah, niyeti ahiret olan kimsenin ise işlerini derli-toplu kılar ve ona gönül zenginliği verir. Dünya da bu kimseye koşarak gelir.” (Sünen-i Tirmizî, Sünen-i İbn-i Mâce)

İnsan yaşlansa da kalbinde baki kalacak olan iki şey dünya sevgisi ve tul-i emel (bitip tükenmek bilmeyen nefsanî istekler)dir. (Sahih-i Buhari)

“Eğer Allah katında dünyanın sinek kanadı kadar değeri olsaydı, kafirlere bir yudum su dahi içirmezdi.” (Müsnedüş-Şihâb, Kenzül-Ummâl)

Müsned-i Bezzâr’da geçtiğine göre ise dünya sevgisi, müslümanları Allah yolunda mücahede, emr-i bil-ma’ruf ve nehy-i anil-münkerden alıkoyacak olan şeydir. Dünya sevgisi ve ölümü kerih görme, müslümanları kafirlerin gözünde güçsüz ve değersiz göstereceği de hadislerde bildirilmiştir. (Sünen-i Ebi Davud)

Hz. Ömer (radıyallahü anh) “Eğer isteseydik güzel yemekler yiyebilirdik. Leziz yiyecekli sofralar önümüzde inip kalkardı. Fakat;

أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا

“Dünya hayatınızda bütün güzel şeyleri harcadınız, onların zevkini sürdünüz.” (Ahkaf Suresi, 46/20) ayet-i kerimesi bizleri uyardığı için böyle yapmıyoruz.” demiştir. (el-Bahrul-Muhit Tefsiri)

Bizlere düşen de uhrevî saadet ve mutluluğumuz adına böyle davranmaktır. Hatta bazı Allah dostları yapılan hizmetlerden zevk duymayı dahi ahirete ait sevapların burada yenip tüketilmesi olabileceği endişesiyle çok dikkatli olunmasını istemişlerdir.

Allah dostlarının büyüklerinden Kabul edilen Hasan Basri Hazretleri de “Dünyayı seven ve ondan razı olan kimsenin kalbinden ahiret sevgisi çıkar.” demiştir. (Ebu Nuaym, Hilye)

Burada bahsimizi, Yunus Emre’nin mevzuya çok güzel bir örnek teşkil eden şu şiiriyle bitirelim:

Aciz kaldım zalim nefsin elinden,

Şu dünyanın lezzetine doyamaz.

Aynını (gözünü) almıştır gaflet gömleği,

Ömrünün gelip geçtiğini bilemez.

İlahi! Gaflet gömleği giyene,

Müslüman der misin nefse uyana?

Kazanıp kazanıp verir ziyana,

Hak yoluna bir puluna kıyamaz.

İlahî! Gafletten uyar gözümü,

Dergahında kara etme yüzümü.

Yunus eder, gelin tutun sözümü,

Dünya seven, ahireti bulamaz.

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ