Haftanın Hadîs-i Şerîfi: TERAKKİ RAMPASI

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

İslam literatüründe genel bir kaide vardır ki ehlince malumdur; “Eşya zıddıyla ma’ruftur.” Yani, iyilik denen bir şey varsa şu kâinatta, kötülük olmadan ve onun varlığını fark etmeden iyiliğin de, onun iyi bir şey olduğunun da bilinmesi mümkün değildir. Siyah varsa beyaz olmadan onun diğerlerinden farklı bir şey olduğunu fark etmek, yokluk olmadan var olmanın ne büyük bir nimet olduğunu anlamak, cehennem olmadan cennetin hüsnünü idrak etmek imkânsızdır. Yani bir şeyin ne olduğu ile alakalı bir tarif ortaya koyacaksanız tarifin ne olmadığından hareket edip ifadeleri mananın efradından olmayan şeylerden soyutlama yolundan hareket etmek de bu yollardan birisidir. Bu zaviyeden hareketle de denilebilir ki kuldaki iman adına endişelerin varlığı aynı zamanda imanın varlığının bir alametidir. Kulun kalbine doğan bu endişelerin şayet izini sürmek imkân dâhilinde olsa sizi götüreceği yer imanın ta kendisi olacaktır. Ayrıca kulun kalbine bu manada endişelerin gelmiyor olması selef-i salihin tarafından son derece tehlikeli bulunmuştur.

Öte yandan insan kadar bilgi elde etme yolları muhtelif olan bir ikinci varlık yoktur. Bazı varlıklar duyarak bazıları hissederek bazıları sinyallerle bazıları ısı alma duyuları ile öğrenmek ve yolunu tayin etmek durumundadır. İnsan ise bütün bu hususiyetleri bir vücutta cem olunmuş kompleks bir varlıktır. O bütün bu hususiyetlerini ayrı ayrı bilgiler elde etmede kullanabilir yahut kendisine lütfedilen bütün bu öğrenme araçlarını tek bir meseleye teksif edip o mevzuda elde ettiği farklı verilerle mevzuda derinleşir ve aynı zamanda bu farklı kanallar vasıtasıyla bilgisinin mevsukiyetini test etmiş olur.

Varlık sahasında vücut bulan öyle mevcutlar da vardır ki ne tamamen hayırdır ne de tamamen şerdir. Bunlar insanın ihtiyarıyla iyi ya da kötü mahiyetini kazanırlar ve ona göre isimlendirilirler. Vesvese de bu mezkûr vasıfları haiz bir olgudur. Evet, insan denen bu hayretengiz varlık kendi tekâmülünü sağlama adına kimi zaman bir soru sorar, kimi zaman hayal eder, kimi zaman merak eder kimi zaman da araştırır. Dış görünüşleri itibariyle bütün bunlar bilgi elde etme adına tamamen faydalı şeyler gibi gözükseler de bunların dahi aşırısı insanı bir çıkmaza götürür bırakır. Vesvese ise dış yüzü itibariyle tamamen zararlı gibi gözükmesine rağmen kontrol edilebilir ise şayet, insana bilgi sağlayan bir kaynak olduğunu göreceğiz.

Evet, vesvese öğrenme ameliyesinin muharrik gücüdür. Şayet bizler içimizdeki bu dinamiğin kontrol edilemeyen çehresini nazara alıp onu tamamen yok etme yahut ondan kurtulma yolunda zamanımızı heder edersek beyhude ömrü heder etmiş olacağız demektir. Zira insanın vesvese denen mahiyeti bizce meçhul bu dinamikten tamamen kurtulması mümkün değildir; çünkü varlığı olanın bir vazifesi mutlaka vardır. Çünkü kontrol altına alınmış bir vesvesenin (şüphe) korunması demek öğrenme adına içimizdeki heyecanın ve zihnimizin diri tutulması demektir.

Buraya kadarki anlatmaya çalıştığımız husus, vesvese denilen bu dinamiğin tamamen zararlı bir olgu olmayıp, aksine dizginleri insan elinde olan bir vesvesenin (şüphe) insanın tekâmülü adına son derece ehemmiyetli bir vazife ifa etme potansiyelini havi olduğudur.

İnanan bir insanın imanı mevzuunda vesvesesi ise bir iman alametidir. Ve bunun bir mahzuru olmadığı gibi bir beşaret habercisidir inananlar adına. Zira Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) Ebu Hureyre’nin (radıyallâhu anh) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte imanlı insanın zihnine gelen fakat kalbinden vize alamayan (dış yüzü itibariyle) bu şerarelerin bir iman alameti olduğunu beyan buyurmaktadırlar.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ:

جَاءَ نَاسٌ  مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَسَأَلُوهُ: إِنَّا نَجِدُ فِي أَنْفُسِنَا مَا يَتَعَاظَمُ أَحَدُنَا أَنْ يَتَكَلَّمَ بِهِ،

قَالَ: وَقَدْ وَجَدْتُمُوهُ؟

قَالُوا: نَعَمْ،

قَالَ:

ذَاكَ صَرِيحُ الْإِيمَانِ

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbından bir grup O’na gelerek;

-Biz, herhangi birimizin söylemesini çok büyük bir suç/vebal saydığımız (imanımıza ters düşen) bazı yakışıksız düşünceleri içimizde buluyoruz. (Buna ne buyurursunuz?) diye durumlarını arz ettiler.

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem;

-O içinizden geçenlerin büyük bir vebal olduğu düşüncesine gerçekten sahip bulunuyor musunuz? buyurdu.

-Evet, dediler. Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem de;

-İşte bu (değerlendirmeniz) imanın ta kendisidir, hâlis imandır, cevabını verdi.[1]

Mezkûr rivayette Resulullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İşte açık açık iman budur.” Bir başka rivayette ise: ‘O, mahz-ı imândır.’ buyurmuştur. Bunun manası: Gönlünüzden geçen vesveseleri, hatta onları anmayı büyük bir cürüm saymanız imanın ta kendisidir. Çünkü bunlara inanmak şöyle dursun, onları büyük suç sayarak korkmak ve söylemekten bile çekinmek, iman-ı kâmilden ileri gelir. Böyle bir iman asla şek şüphe götürmez demektir.

Öte yandan vesvese sorulduğu vakit Resul-ü Ekrem (sallâllahu aleyhi ve sellem)’in “O, mahz-ı imandır.” buyurmuş olması ‘Vesvese mahz-ı imandır.’ manasına alınmamalıdır. Zira vesvese şeytandan ve onun mekrindendir. Binaenaleyh o asla iman olamaz. İman, onun çirkin bir şey olduğunu anlayarak ondan nefret etmektir. Zaten Nevevî’nin beyanına göre bu ikinci rivayet mezkûr rivayetin kısaltılmışıdır. Bu sebeple İmam Müslim evvelâ ashabın vesveseyi ağıza alınması bile büyük kabahat saydıklarını sarahaten gösteren rivayeti zikretmiş; arkasından bunu getirmiştir.

Ulema-i kiram bu babda şunları söylemişlerdir: ‘Şeytan ancak aldatamadığı kimselere vesvese verir ve bu yoldan onların temiz imanlarını kederlemeye çalışır; kâfire ise, istediği gibi gelir; dilediğini yaptırır. Onun hakkında yalnız vesvese yolu ile harekete lüzum yoktur.” Aliyyül Karî: ‘Boş eve hırsız giremez.’ demiştir.

Şu halde vesvesenin sebebi mahz-ı imandır. Yahut vesvese, imanın alâmeti olmuş olur. Kaadi Iyaz bu kavli ihtiyar etmiştir.”[2]

Yazımızın giriş kısmını da nazar-ı itibara alarak netice mahiyetinde şunları söylemek mümkün: Vesvesenin üzerinde durmak değil, aksine, tam tersi istikamette yürümek lâzımdır. Vesveseye hiç önem vermeden, yapılan amel eksik bile olsa, mezhep imamlarından birinin görüşüne uygundur deyip geçmek, vesveseyi ortadan kaldıran en güzel davranışlardan biridir. Meselâ Şafii Mezhebinde abdestte niyet ve tertip farz olmakla birlikte, Hanefî Mezhebi’nde Sünnet kabul edilmektedir. Dolayısıyla Şafiî Mezhebine mensup bir kişi abdest aldıktan sonra önceden niyet yapıp yapmadığında tereddüt etse, Hanefi Mezhebi’nde niyetin Sünnet olduğunu düşünerek, vesveseye kapılmadan abdestinin tam olduğu kanaatine varabilmelidir. Bunun için de elbette ilim gerekir. Peygamberimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem):

 

فَقِيهٌ واَحِدٌ أشَدُّ عَلىَ الشَّيْطاَنِ مِنْ ألْفِ عاَبِدٍ

‘Tek bir fakih (âlim), Şeytan’a bin âbidden daha yamandır (aldatması zordur).’[3] buyurarak, marifetle olan ilmin Şeytan’a karşı da muhkem bir zırh olacağı belirtilmiştir. Şu hâlde Şeytan’ın iğvası ve vesvesesi, Kur’an ve Sünnet bilgisinden uzak olan kimselerde daha fazla görülür. İslâm’ın güzelliklerini ruhunda yaşayan kimselerde ise Şeytan’ın vesvesesi uzun ömürlü olmaz ve zarar vermez.”[4] Vermediği gibi “serçeye uçmayı öğreten atmacanın kovalamasıdır” özdeyişi mantukunca, değerlendirebilenler yani zihne doğan vesveselerin üzerine gidip ilmi ve mantıki delillerle o vesveseleri yok edebilenler adına bir marifet elde etme dinamiği bir terakki rampasıdır.

 Safa Salman

 

[1]. Sahih-i Müslim, İman, 209.

[2]. Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmet Davudoğlu

[3]. İbn Mace, Mukaddime, 17.

[4]. Yrd. Doç. Dr. M. Selim Arık, Yeni Ümit Dergisi

Tags: , , ,