Haftanın Hadîs-i Şerîfi: SEMANIN GÖZLERİ

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

İsrailoğullları, Musa aleyhisselam’a, “Ey Musa! Rabb’in uyur mu?” diye sorarlar. Musa aleyhisselam:

“Allah’tan korkun! Böyle bir sual sormaya nasıl cür’et ediyorsunuz? der.

Bunun üzerine Allah Teâla, Musa Aleyhisselam’a vahiyle şöyle buyurur:

“Senden Rabb’inin uyuyup uyumadığını mı soruyorlar? İki eline iki cam al ve gece boyu ayakta uyumadan bekle.”

Musa aleyhisselam, iki eline iki cam alır. Ve gece boyu bekler. Gecenin dakikaları ilerledikçe, Musa aleyhisselam’ı uyku bürür. Nihayet daha fazla dayanamayarak dizleri üzerine yığılır kalır. Ve tabii ki, elindeki camlar da düşüp paramparça olur.

Bunun üzerine Allah Teâla, Musa aleyhisselam’a:

“Söyle kullarıma: Eğer ben uyusam, yerler ve gökler o iki cam parçası gibi düşer, kırılır, her şey paramparça olur.”[1]

Menkıbenin satırlarından sadırlara damlayan hakikat; Hak Teâlâ’nın kayyumiyeti ve Kayyum Allah’ın kayyumiyetinin kul olan beşerin dünyasındaki akisleridir. Evet, bir yönü itibariyle Hak Teâla’nın -haşa- uyumaz oluşunu anlatan “Kayyûm ism-i şerifi, fey’ûl kipinde mübâlağa ifade eden bir kelimedir.. ve Cenâb-ı Hakk’ın ismi olması itibarıyla da kendi zatında zâtıyla kaim, başka her şey ve nesne için de mukavvim (bütün eşya ve hâdiselerin mâbihi’l-vücud ve’l-kıyâmı)’dır; onlar, O’nunla kaim ve O’nunla daimdirler. Bu mübarek isim, “Esmâ-i Hüsnâ”dan olması itibarıyla, tasavvufî terminoloji zaviyesinden de farklı yorumlarla tahlile tâbi tutulmuş bir kelime-i kutsiyedir. Bu ismi, avam-havâs herkesin anlayabileceği bir dil ile ifade edecek olursak: O, Cenâb-ı Hakk’ın, kendi zatıyla kaim bir müstağni-i mutlak, bütün cihanlar ve içindekilerin varlık ve bekalarının da biricik dayanağı olduğunu ifade eden bir ism-i azamdır. Kayyûmiyet ise, “-iyet” eki ile bu ism-i celilden türetilmiş bir yapma masdar ve hakikat itibarıyla da sırf o Zât-ı Ecell ü A’lâ’ya mahsustur. Zira kıvamı kendinden ve bizzat olması ve bu açıdan gayra muhtaç bulunmaması itibarıyla da Zât-ı Hak’tan başkası için düşünülemeyeceği bedîhî ve açıktır. Bu da Hak’tan gayrı kayyum-u mutlak bulunmadığı, bulunamayacağı mânâsına gelmektedir.”[2]

Bakara Sûresi’nin 255. ayet-i kerimesinde, Cenâb-ı Hak kayyumiyyetini izah sadedinde Yüce Zatını -haşa- ne bir uyuklama ne de bir uykunun tutmayacağını[3] ifade buyuruyor:

اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ…

Ebu Musa hazretlerinin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz’in ümmetinin Cenâb-ı Hakk’a marifetini artırma adına ifade buyurduğu beş hakaikin ilki bu hakikate bir ayinedir:

عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ: قَامَ فِينَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِخَمْسِ كَلِمَاتٍ، فَقَالَ:

  إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يَنَامُ، وَلَا يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَنَامَ… 

“Şüphesiz ki; Allah (azze ve celle) uyumaz, zaten uyumak da O’na yaraşmaz…”[4]

***

“Evet, Cenâb-ı Hak uyumaz. Çünkü uyku; bir dalgınlık ve aynı zamanda bu dalgınlığında akla galebe çalması demektir. Başka bir zaviyeden ise uyku; ihsasları sukuta uğratan bir duyamayış halidir ki böyle bir acz ve noksaniyeti, Sübhan olan Allah (celle celâluhu) için bir an-ı seyyale dahi düşünmek müstahildir”[5] ve yaralayıcıdır. Zira Cenâb-ı Hak insana ve sair hayvanata ait bu ve diğer bütün noksaniyetlerden münezzehtir.

Öte yandan uyku da uyanıklık da bir halin habercisidir. Yani uyku; uyuyan kimsenin belli bir zaman önce uyanık olduğunu ifade eder. Uyanmış ise de belli bir müddet uyuduğunu ifade eder. Bu ise bir tebeddülün varlığını; tebeddül ise bir zamanı muktazidir. Hal böyle olunca, ezeli ve ebedi olan ve aynı zamanda zamanı da yaratan bir Ma’bud-u Ezel’inin, zaman ile mukayyet olduğunu iddia etmek gibi aklen de dinen de muhal bir durum zuhur etmektedir. Cenâb-ı Hak ayet-i kerimede kâinata koyduğu “kanunlarda dahi bir tebdilin olmayacağını”[6] ifade buyuruyorken herhangi bir insanın O’nun (celle celâluhu) zatında bir tebdilin olabileceğini iddia etmesi Hakk marifeti adına kat etmesi gereken uzun mesafelerin varlığına işarettir.

Başka bir açıdan da uyku ihtiyaçtır. İnsan, kimi zaman rahat etmek, kimi zaman yalnızlıktan kurtulmak, kimi zaman da hüznünü unutmak gibi beden ve halet-i ruhiyesinin tetiklediği saiklerle uyur. Oysaki Cenâb-ı Hak bütün bu ihtiyaçlardan münezzeh bir Ehad-ü Samed’dir (celle celâluhu). Burada, “uyuyan bir varlık ilah olamaz” mülahazası; zayıflık ve sınırlılıklarla muhat bir ilah anlayışının reddi demektir ki sahih ve selim olan da budur.

Başka bir açıdan ise Cenâb-ı Hak Yüce Zatıyla alakalı ayet-i kerimelerden birinde de “O her an yeni tecellilerle iş başındadır”[7] buyuruyor. Yani uyku ve dalgınlık gibi bir halin O’nun (celle celâluhu) sürekli tecelli buyurmasına mani olmadığı ifade edilmiş oluyor.

Bu münezzehiyet aynı zamanda Semi’ ve Basir olan Allah’ın (celle celâluhu) sürekli denetlediğini, kâinatta cereyan eden bütün hadisattan bütün ayrıntılarıyla an be an haberdar olduğunu, bunun da ötesinde, idare ettiğini ifade eder. Evet, Cenâb-ı Hakk’ın “bütünü ve ayrıntılarıyla bu varlık âlemini her zaman ve her durumda yönettiği gerçeği müthiş bir hakikattir. İnsan bu gerçeğin ne kadar müthiş bir şey olduğunu, şu dehşet verici evrende yer alan sayısız atomu, hücreyi, canlı varlığı ve cansız nesneyi, bütün bunları gözetim ve denetimi altında tutan ve bütün bu varlıkların Allah’ın tedbirine dayalı olarak ayakta durduğu gerçeğini, evet bu gerçeği, insan ancak dar kapasiteli hayalinde ne kadar müthiş olduğunu anlayabilir. Tasavvur edebildiği -ki o da çok az– ise başları döndürecek, akılları hayrete düşürecek ve kalbleri huzurla dolduracak kadar müthiştir.”[8]

Cenâb-ı Hak Başka Neleri Görür?

O, (celle celâluhu) kehkeşanların birbirleri ile olan etkileşimlerini gördüğü gibi; kelebeğin kanat çırpmasının kâinat üzerindeki tesirlerini de görür. O, yamaç boyunca kanat çırpan bir kartalın kanadından kopan bir tüye nigehban olduğu gibi; o demde yerdeki bir karıncanın telaşını dahi görür. O, sendeki seni görür, içindeki “ben”i görür. Haddi aşmaları, günaha kapaklanmaları ve kuytulardaki tevbe kurnalarını gördüğü gibi; inat edip eşkıya gidenleri de görür. O, Müslüman urbası giymiş bir münafığın gadrine maruz kalan mazlumu gördüğü gibi; dinle hayata hayat sunma iddiasıyla gelip de kendini inananlara ecdaddan hasım bir takım kara ruhluların mevzilerinde bulan basiret miskinlerini de görür. O, olmayandan verenleri, yokken inşa ve ihya eden çelebi gönüllüleri gördüğü gibi; milletin gözünün yaşıyla harcını kardığı hayır müesseselerinin kimini zimmetine geçiren kimisini kıyıma maruz bırakan kimisinin de kapısına kilit vuran kuklaları da görür. O, cahiliyle aydınıyla (!) zulme alkış tutanların aymazlıklarını gördüğü gibi, her hal ve şartta adalet ve hakkı aramaya azimli Ömerî meşrepleri de görür…

Hâsılı O (celle celâluhu) her şeyi görür!

Zira “Allah (azze ve celle) uyumaz!..”

Safa Salman 

***

[1]. Taberi Tefsiri, Abdullah İbni Abbas Hz. Bakara suresi 255. Tefsiri Sadedinde

[2]. M. Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri, Kayyûmiyet

[3]. Bakara suresi, 2/255.

[4]. Sahih-i Müslim, İman, 293.

[5]. Şerh-u Müslim, M. Fuad Abdülbaki

[6]. Ahzab suresi, 33/62

[7]. Rahman suresi, 55/29

[8]. Ayetü-l Kürsi ve Tefsiri, Davut Aydüz

Tags: , , , , , , , ,