Ahiret İştiyakı ve Dünyayı Terk

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

مَنِ اشْتاَقَ الِىَ الْجَنَّةَ سَارَعَ إِلىَ الْخَيْرَاتِ

وَمَنْ أَشْفَقَ مِنَ النَّارِ لَهَا عَنِ الشَهَوَاتِ

وَمَنْ تَرَقَّبَ الْمَوْتَ لَهَا عَنِ اللَّذَّاتِ

وَمَنْ زَهِدَ فيِ الدُّنْيَا هَانَتْ عَلَيْهِ الْمَصَائِبُ

* * *

Allah Rasülü’nün damadı, velilerin babası Hazreti Ali (radiyallahü anh) Peygamber Efendimiz’in (aleyhi etemmütteslîmât) şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Cennete müştak olan hayr ü hasenâta koşar. Cehenneme yuvarlanmaktan endişe eden şehevî arzulardan yüz çevirir.

Ecel hakikatını vicdanında duyan geçici lezzetlerden uzak durur.

İşin doğrusu, dünyaya karşı kalb kapılarını sürmeleyen kimseye de musibetler çok küçük, pek hafif gelir.”

(Müsnedü’şŞihab, 1/226; Beyhakî, Şuabü’lİman, 7/371)

 

Ahiret İştiyakı ve Dünyayı Terk

Dünya hayatının geçiciliğini ve asıl vatanın ahiret olduğunu kavrayan insan, Allah Teâlâ’ya kavuşmak için iman, amel-i salih ve ihsan şuuru gibi hayırlı işlere olanca gücü ve süratiyle sarılır. Bu salih kul, dünyanın er ya da geç yok olmaya mahkum süslerine aldanmaz ve Allah Teâlâ’nın vaat ettiği ebedi cennet nimetlerini düşünür.

Abdullah b. Mesud (r.a), bir gün Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bir hasır üzerine uzandığını ve mübarek vücutlarında hasırın iz bıraktığını görünce “Ey Allah’ın Rasülü! Ne olur bize müsaade edin de sizin için bir yatak hazırlayalım.” der. Bunun üzerine Allah Rasülü şöyle buyuyurlar:

مَا لِي وَمَا لِلدُّنْيَا مَا أَنَا فِي الدُّنْيَا إِلَّا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا

“Benim dünya ile ne alakam olabilir ki! Benim dünyadaki durumum ancak bir yolcu misalidir ki, bir ağaç altında gölgelenip azıcık dinlenir sonra da orayı terk edip yoluna devam eder.” (Tirmizi, Sünen; İbn-i Mâce, Sünen)

Cenab-ı Hakk’ın cennette mü’minlere hazırladığı sonsuz nimetleri arzulayan ve cehennemde inkarcılara hazırlanan azaba maruz kalmaktan korkan salih bir kul, nefsin arkası kesilmez şehevâtından yüz çevirir. Çünkü o bilir ki nefs, menfaat ve zararını bilmeyen küçük çocuk gibidir. Verdikçe daha çok ister, onu bundan menetmedikçe arzularının arkası hiç kesilmez. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle anlatılmaktadır:

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

Ka­dın­lar, oğul­lar, yı­ğın yı­ğın bi­rik­ti­ril­miş al­tın ve gü­müş, gü­zel cins at­lar, da­var­lar ve ekin­ler gi­bi nef­sin ho­şu­na gi­den şey­ler in­san­la­ra süslenmiştir. Bun­lar dün­ya ha­ya­tı­nın ge­çi­ci bir me­ta­ın­dan iba­ret­tir. Asıl va­rı­la­cak gü­zel yer ise, Al­lah’ın ka­tın­da­dır. (Ey Habibim) De ki: “Si­ze, ih­ti­ras­la is­te­di­ği­niz o şey­ler­den çok da­ha iyi­si­ni bil­di­re­yim mi? İş­te Al­lah’a kar­şı gel­mek­ten sa­kı­nan müt­ta­ki­ler için Rab’­le­ri nez­din­de için­den ır­mak­lar akan cen­net­ler olup, ken­di­le­ri ora­da ebe­dî ka­la­cak­lar­dır. Hem ora­da on­la­ra ter­te­miz eş­ler ve hep­si­nin de üs­tün­de Al­lah’ın rı­za­sı var­dır. Al­lah bü­tün kul­la­rı­nı hak­kıy­la gör­mek­te­dir. (Âl-i İmrân, 3/14-15)

Ayet-i kerimede anlatılan nimetlerden meşru dairede istifade caizdir fakat nefsin bunlara aşırı meyli sebebiyle gönlü onlara kaptırma, şeytanın da etkisiyle onları elde etmek için gayr-i meşru yollara başvurma ve neticede ahiretten gafil olma gibi büyük tehlikeleri sebebiyle Kur’an-ı Kerim’de bu hususta aldanılmaması için sık sık ikazlar yapılmaktadır. Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) da bu konu da;

حُفَّتْ الْجَنَّةُ بِالْمَكَارِهِ وَحُفَّتْ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ

“Cennet, nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle; cehennem ise nefsin arzuladığı şeylerle çevrilmiştir.” (Buhari, Sahih; Müslim, Sahih) buyurarak bizleri uyarmıştır. Bu hususta dikkatli olmayıp nefsin arzuladığı şehevât peşinde koşanların çoğunlukla varacakları yer haramlardır. Halbuki nefsin hevâsını tatmin etmek şöyle dursun, Allah dostlarından bazıları dünya nimetlerinden ihtiyaç fazlasını kullanmanın dahi haram olduğuna hükmetmişlerdir.

Hadis-i şerifteki diğer mühim bir husus ise ölümü sıkça hatırlamanın, insanı dünya lezzetlerinden alıkoyduğu hakikatidir. Allah Rasülü (aleyhissalatü vesselam) diğer bazı nurlu sözlerinde; “Lezzetleri acılaştırıp onları mahveden ölümü çokça anın.” (Tirmizi, Nesâî, İbni Mâce, Beyhakî) ve “Sizi kabir ziyaretinden nehyetmiştim fakat artık ziyarette bulunabilirsiniz. Çünkü bu, kalbi yumuşatır, gözü yaşartır, ölümü ve ahireti hatırlatır.” (Hâkim, Müstedrek; Beyhakî, es-Sünenül-Kübrâ) buyurmaktadır. Pek çok Allah dostuna göre de ölümü sık sık anmak, riya ve şöhret tutkusu gibi büyük zararlardan kurtulup ihlası kazanmaya bir vesiledir.

Dünyada zühd üzere yaşayıp kalb ibresini hep Allah’ın razı olduğu şeylere çeviren kimselere dünyevî musibetlerin pek hafif geldiği, baştaki hadiste bildirilen diğer bir hakikattir. Çünkü bu salih mü’minin gözünde tüten şey, ahiret saadetidir. O, bu uğurdaki dünyevî bela ve imtihanları sabır ve rıza ile karşılar. Nitekim Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ım! Musibetimizi, dinimiz hususunda kılma ve dünyayı da en büyük emelimiz eyleme.” (Tirmizi, Sünen) diye dua etmişlerdir. Mevzuyu, serlevha yapılacak bir ayet-i kerime ile tamamlayalım:

وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَهْوٌ وَلَعِبٌ

وَإِنَّ الدَّارَ الآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

Bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir.

Ebedî ahiret diyarı ise, işte o, gerçek hayatın ta kendisidir.

Keşke bunu bilselerdi! (Ankebut, 29/64)

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Tags: , , , , ,