473. Nağme: “Cihânda âdem olan bîgam olmaz!..”

Herkul | . | HERKUL NAGME

Kıymetli dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, şu beyitle sözlerine başladı:

“Cihânda âdem olan bîgam olmaz / Anun’çün bîgam olan âdem olmaz” (Necâtî Bey)

Sonra Ziya Paşa’nın şu sözünü aktardı:

“Her âkîle bir dert bu âlemde mukarrer / Rahat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan.”

Nabî’nin ilgili beyanını hatırlattı:

“Ârifin gönlün Hudâ gam-gîn eder, şâd eylemez / Bende-i makbûlünü mevlâsı âzâd eylemez.”

Özellikle dine, imana ve insanlığa hizmet yolunun sıkıntı, meşakkat ve musibetlerle dolu olduğunu söyleyen Hocamız, içinde yaşadığımız dönemin zorlukları katladığını anlattı. Özetle şunları söyledi:

*Hakikatler eriyip gidince bizim Müslümanlığımız da kültür ortamına emanet edildi; babadan dededen gördüklerimizle iktifa edince, işin özü ve ruhu çoktan musallaya yatırıldı.

*Allah defaatle ba’s u ba’de’l-mevtler, öldükten sonra dirilmeler lütfeylemiş. Bu milletin de yoğun bakımdaki durumu, belki üç-dört asır ötesine gider; tamamen dıştan takviye ile surî canlılığını devam ettirmesi, bir-iki asırdır; fişin çekildiği dönem ise, bir asır diyebilirsiniz. Bir asırdan beri suretâ yattığı yerde insan gibi ama Hazreti Pîr “Mezar-ı müteharrik bedbahtlar” diyor. Canlanan mezarlar, yani mezardakiler; mahal zikrediliyor, hal murad ediliyor, belağattaki disipline binaen.

*Evet, Hazreti Üstad, “İşte, ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyeti bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar ! Gelen neslin kapısında durmayınız ! Mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Ta ki, hakîkat-ı İslâmîyeyi hakkıyla kainat üzerinde temevvüc-saz edecek olan nesl-i cedîd gelsin.” diyor. Demek ki onlar gitmeyince, arkadan o işi, ruh derinliğiyle temsil edecek nesiller gelemeyecek. Gelemez de… Neden? Çünkü babanın, dedenin, annenin, ninenin kültür ortamında neş’et ediyor. Şuur altı müktesabâtı onların o karanlık veya sisli dumanlı atmosferinde besleniyor. Öyle birinden mutlak hayr beklenemez. Onun için kötü örnek olanlar çekilip gitmeli; Müslümanım dediği halde haram yemede, milletin malını çalmada, haramîlik etmede, iftirada, yalan söylemede ve hayâsızlıkta beis görmeyen insanlar…

*“Biz Müslümanız, yeryüzünde onu hâkim kılacağız!” deyip onu yeryüzünde devlet haline getirme hülyaları yaşayanların halleri bundan ibaretse, onlar Müslümanlık adına öyle kötü örnek olmuşlardır ki, o güne kadar ona azıcık sıcak bakanların bile sıcaklıkları sönmüş, kalbleri birer buz parçası haline gelmiştir.

*“Hayâ sıyrılmış gitmiş öyle yüzsüzlük ki her yerde / Ne çirkin yüzler örtermiş meğer o incecik perde!” Namaz kılıyor; öyle incecik perde ki hayasızlığın yüzünü setrediyor. “Lâilâhe illallah, Bismillah, Allâhu Ekber” diyor. Sen bu kelimelerle onu yorumluyorsun; peçe oluyor, perde oluyor. “Ne çirkin yüzler örtermiş meğer o incecik perde!” Açığa çıkıyor tavırlarıyla, davranışlarıyla, mesâvîeriyle, bencillikleriyle, egoizmalarıyla, haram-helal tefrik etmeden -Tevfik Fikret ifadesiyle- “hopur hopur” yutmalarıyla…

*“Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bîmedlûl / Yalan râic, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhûl.” Dün omuz vermişsiniz, hayr ümit etmişsiniz, destek olmuşsunuz; vefanın zerresi yok. Ahde hürmete gelince hiç mi hiç… “Şunu yapacağız, bunu yapacağız; milleti, a’la-yı illiyyîn-i kemalâta çıkaracağız!..” Muasır medeniyet seviyesi; dillere pelesenk olan tabir bu idi. “Yaran râiç”, en çok peylenen şey; millet yarış yaparcasına yalan söylüyor, revaçta,

*Beyinler ürperir, yâ Rabb, ne korkunç inkılâb olmuş / Ne din kalmış, ne iman, din harâb, iman türâb olmuş.” “Ne korkunç tahribat olmuş” da diyebilirsiniz. Evet, serap, Kur’an-ı Kerim’in de ifade buyurduğu gibi, çölde giderken daha çok, önünüzde bir su varmış gibi bir şeye takılır gidersiniz, Nur Sûresi’nde ifade buyurulduğu gibi, susuz bir insan onu su zanneder, yanına gittiği zaman da hiçbir şey bulamaz.

*“Mefâhir kaynasın gitsin de kesilsin vicdanlar lâl / Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, kalmaz istiklâl!” Değil ileriye matuf vaadler, tatlı ümniyeler, kuruntular, idealler, şöyle böyle elde olan yarım yamalak istiklal bile bunca tahribat karşısında, tahribat tsunamileri karşısında tuz-buz olur gider hafizanallah.

*Bu açıdan da dünyayı, böyle gamsızlara, kasavetsizlere, dünyayı sadece dünyadan dolayı sevenlere, “din” derken bile esasen onu dünyaya karşı malzeme olarak kullananlara bırakmamak lazım. Onların talip olduğu şeylere zerre kadar talip olmadan… Zaten talip olması gereken şeye talip olanlar o türlü şeylere talebi kendileri için tezellül sayarlar. Allah’ın rızasına talip olmuş bir insan (maddî açıdan) İstanbul’un fethine gönlünü bağlıyorsa, birkaç adım geriye atmış, bir yönüyle komplekse girmiş, bir zillet gösteriyor demektir.

*Ne ifade eder idare adına bir yere gelmek, orada söz sahibi olmak! Böyle bir teklif tamamen Allah’a teslim olmuş, Üstad tabiriyle Kur’an şakirdi veya mefkûresinin hizmetkârı, idealine adanmış insanlara yapılınca, onlar o teklifi ellerinin tersiyle, ayaklarının ucuyla iterler. Çok defa tekerrür eden ifadeyle, ruh ve mana köklerini yeniden ikame etmeye kendini adamış ve adanmış olunca, o, vakıf demektir; beklentisizliğe kendini adamış, dünyevi uhrevi herhangi bir beklentiye gönlünü kaptırmamış. Fazl-ı ilahi çerçevesinde talebin dışında, Cennet’i bile bir gaye yapar, ona gönlünüzü kaptırırsanız, Allah’a ve rızasına karşı konsantrasyonunuzu kaybedersiniz.. Hazreti Rasûl-ü Zişan’a karşı konsantrasyonunuzu kaybedersiniz. “Saray” derseniz, “araba” derseniz, “makam” derseniz, “alkış” derseniz, “takdir” derseniz, Allah’ı kaybedersiniz.. “Allah” derken, Allah sizinle beraber değildir; yemin de edebilirim, yalan söylüyorsunuz.

*Allah’la münasebetin içine başka şey katmamak lazım. “Allah” demek lazım, “Rasûlullah” demek lazım, Onları gaye-i hayal yapmak lazım; en yüce mefkûre, ulaşılmaz ve hiçbir şeye feda edilmez.

*Bu harekete gönül vermiş insanların en önemli dinamiği adanmışlıktır. Henüz bunun kıymetine dair bir şey ortaya konamamıştır ki biz neye tekabül ediyor, onu mukayese yapalım! Zannediyorum, hiçbir şey adanmışlığın karşısında olamaz ve hiçbir şey onu karşılayamaz.

*Dünyaya ait her şey kuvve-yi inbatiyesi olmayan toprak gibidir.. güneşe kapalı toprak gibidir.. karbondiokside kapalı toprak gibidir; bir şey bitirmez, attığınız bütün tohumlar çürür gider. Esasen mahiyet-i insaniyeye dercedilen, bin başağa yürüyebilecek çekirdeği, dünyevi şeyler karşısında, kuvve-yi inbatiyesi olmayan toprağa vermemek lazım.

*Bîgam olmaz âdem olan!.. Sıkıntılara karşı bıkkınlık izhar etmeyin, şikâyet etmeyin. Dertliyim dersen bela-yı dertten ah eyleme, gök sakinlerini agâh eyleme… Melekler “Bu adam niye şikayet ediyor?” dememeliler. Demeliler ki “Bunca bela, musibet bize gelse!.. Cismaniyet varlıkları değiliz, bir yönüyle âlem-i emirden gelmiş bir vücuda sahibiz, bela ne eder bize?!. Fakat maşallahı var bu adamların!.. Sağanak sağanak bela geliyor başlarından aşağıya; iftiranın, yalanın, tezvirin, hümezenin, lümezenin bini bir para! Fakat maşallahları var; bu adamlar, hiç eğilmeden dimdik duruyorlar; çünkü eğilecekleri yeri çok iyi belirlemişler, onun dışında bir yerde eğilmiyorlar.

*Dakika boş geçirme!.. “Namaz kıldım, duasını yaptım, yeter!” deme!.. Oturduğun yerde hizmete müteallik meselelerin mütalaasıyla meşgul ol!.. Veya geziyorsun, bir odadan diğerine gidiyorsun, dudakların sürekli kıpırdasın, O’nun namına bir şeyler söyle!.. Değişik dualar sürekli vird-i zebanın olsun. Belki Cenâb-ı Hak bu üst üste sıkıntıları -ister dua, ister tazarru, ister niyaz ile o ızdırar halini yaşatmakla- Kendisine daha yürekten teveccüh edelim diye veriyordur. Bu da cebr-i kutfîdir; bizim için ayrı tecelli dalga boyunda bir rahmettir. Cenâb-ı Allah ne türlü olursa olsun, rahmet tecellilerini üzerimizden eksik etmesin.

İndir:       mp4       HD
İndir:     mp3

Tags: , , , , , , , , ,