246. Nağme: Tesbih, Tehlil ve Tekbir Çizgisinde Sıradanlıktan Seçkinliğe

Herkul | . | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere birkaç aydan beri Kırık Testi’lerin İngilizce tercümelerini, iki haftadır da aynı zamanda Arapça çevirilerini sitemizde neşrediyoruz. Her iki dildeki dosyalarımızla alakalı -elhamdulillah- çok güzel yorumlar alıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Amerikalı bir okuyucumuz hislerini paylaşırken Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin sohbetlerindeki bir hususiyete dikkat çekiyor; şimdiye kadar pek çok İslamî yazı okuduğunu ve hemen hepsinde muhayyel bir düşmana karşı reaksiyon istikametinde mevzuların ele alındığını ama Hocaefendi’nin yazılarında hep insana içten içe derinleşme, marifet/muhabbet/aşk u iştiyak hesabına daha bir dolu hale gelme, sürekli kendi rekorunu kırıp yenileme ve Allah’la münasebet açısından her gün daha da enginleşme yollarını gösterdiğini; bu ufkun ise insanı reaksiyoner değil aksiyoner olmaya ve bitevî müsbet harekete sevkettiğini ifade ediyordu.

Gerçekten muhterem Hocamızın en fazla üzerinde durduğu hususlardan biri imandan marifete, aşktan iştiyaka, ihlastan ihsana uzanan çizgide asla doyma bilmeme, sürekli zirveleri kollama, insanî donanımın hakkını verip konuma göre bir kulluk sergilemeye çalışma meselesi oluyor.

Hocaefendi’ye göre, titiz yaşamak, kayıp düşme ihtimallerini azaltır. Titiz yaşamanın da birkaç yanı vardır. Bunlardan birisi, imanını güçlendirme adına doyma bilmeyen bir ruh hâletine sahip olmaktır. Ayetü’l-Kübra risalesindeki, kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın hâli bu meselenin en güzel misallerinden biridir. O mütefekkir yolcu kâinattaki her sayfayı okudukça imanı kuvvetlenip mârifeti daha da ziyadeleşir ve onun gönlünde iman-ı billâh hakikatı bir derece daha inkişaf eder. Semâ ve arz gibi kainat sayfalarından pek çoğunu dinlediği hâlde yine de doymaz; mesela, denizlerin ve nehirlerin zikirlerine de kulak verir ve sürekli “Daha yok mu?” deyip durur. İşte, o seyyah gibi, mü’min her gün kendi kendine, “Ben Allah’ı şu kadar biliyorum; fakat bu yetmez bana; O’nu öyle bilmeliyim ki, imanım, marifetim, Allah’a karşı alakam, -bazen aşk, bazen muhabbet, bazen iştiyak, bazen Cenâb-ı Hakk’ın inayeti manasına da gelen cezb ve bazen de o inayete kendini salma manasında incizap şeklinde tecelli eden alakam- daha da kuvvetlensin ve mertebe katetsin.” demelidir.

Yine bir ikindi hasbihalinde muhterem Hocamız, aynı mevzuyu bu defa Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber zikirleri üzerinden değerlendirerek ele aldı. Namazın çekirdekleri olarak anlatılan bu mübarek kelimelerin aslında hayatın da çekirdekleri olduğunu, bazılarının bunları dil ucuyla söylemesine mukabil kimi seçkin kulların da gönüllerinin en derin noktasından kaynaklanan bir iç dürtüyle tesbih, tehlil ve tekbirleri seslendirdiklerini anlattı.

Hakikatlere kapalı avam halkın söyleyişinde takılıp kalmamak, avamlıktan sıyrılıp perde arkası hakikatlere yeni yeni uyanmaya başlamış havassın (seçkin kulların) seviyesine yükselmek, sonra onu da yeterli bulmayıp ehass-ı havassın (has üstü hasların, seçkinler seçkini zirve insanların) ufkunu yakalamaya çalışmak lazım geldiğine vurguda bulundu. Duyuştan duyuşa ne büyük farklar olduğunu anlatıp sadece Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber sözlerini tekrar edenler bulunduğu gibi bütün bütün tesbihleşen, tehlilleşen ve tekbirleşen Hak erlerinin de mevcudiyetini hatırlattı.

Cenab-ı Hakk’ın bu yüce hakikatleri hepimizin gönlüne duyurması niyazıyla bu güzel sohbetin 15:12 dakikalık bölümünü arz ediyoruz.

Muhabbetle…

İndir:     mp3

Tags: , , , , ,