170. Nağme: Röportaj Teklifleri ve Hocaefendi’nin Mahviyeti

Herkul | . | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bir önceki mesajımızda muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ile röportaj yapabilmek için bir buçuk iki sene devam ettirdiği ısrarları neticesinde dün bu arzuyu gerçekleştiren Amerikalı misafirlerimizden bahsetmiştik.

İşin doğrusu muhterem Hocamıza dünyanın hemen her ülkesinden yazılı ya da görüntülü röportaj teklifleri geliyor. Hocaefendi bu taleplerin neredeyse yüzde doksan dokuzunu nezaketle geri çeviriyor.

Dünkü misafirlerimiz iki sene boyunca defalarca randevu talebinde bulundular. M. F. Gülen Hocaefendi nihayet sorularına yazılı cevaplar verdi ama onlar ısrarlarına devam ettiler. Belgesel için yazılı cevapların yetmeyeceğini, hiç olmazsa beraber çay içmek istediklerini bin bir istirhamla ilettiler. Sonunda biraz da aracı şahısların rica ve minnetleriyle yarım saatlik çay ikramı gerçekleşti.

Muhterem Hocamızın tevazu ve mahviyetini bilmeyenler onun sun’îliğe girmeme, görüntü verme peşinde olmama ve sırf göstermek için bir şey yapmama hususundaki hassasiyetini de anlamakta zorlanabilirler. Nitekim, misafirlerimiz belgeselin senaryosu için zaruri gördükleri “Okul.. okul.. okul..” sözünü Hocaefendi’den alabilmek için akla karayı seçtiler.

Muhterem Hocamız bilhassa kendisi ile alakalı soruları bir iki kelimeyle/cümleyle adeta geçiştirdi. Bunun üzerine belgeselin yapımcısı ve yönetmeni olan misafirimiz şunları söyledi: “Efendim, biz Amerikalılar kendimizi tanıtacağımız ya da CV’mizi yazacağımız zaman en küçük bir işimizi bile anlatır, büyütür, nazara veririz. Fakat sizler en büyük işlerinizi ve en bariz özelliklerinizi bile söylemiyor, adeta mahcubiyet yaşıyorsunuz. Aynı hususu talebelerinizde de gördüm. Gittiğim ülkelerde tanıştığım kardeşlerinize, arkadaşlarınıza “Siz kimsiniz, neler yapıyorsunuz?” dediğimde çoğunlukla “Öğretmen.. doktor.. mühendis… esnaf.. talebe..” hep bir iki kelimeyle cevaplar aldım. Hatta birine dedim; ‘İyi de bunca senelik doktorsun; bu hale gelene kadar neler yaptın, şimdi nelerle meşgulsün; doktorluğu sana bedava vermediler ya!..’ Evet efendim, sizde ve arkadaşlarınızda gördüğüm en önemli özelliklerden biri tevazu ve mahviyet. Bir yerde dünya kadar hizmet yapılmış; fakat oranın hizmet erlerine sorsanız sanki kendileri o işin içinde hiç yoklarmış gibi davranıyorlar, hiç sahiplenmiyorlar. Herhalde kültürlerimiz arasındaki en zahir farklardan biri bu!”

Evet, misafirlerimiz muhterem Hocamıza sözlü ve yazılı bir çok soru sordular ve bazılarına kısa bazılarına yeterince cevaplar aldılar. Sorulardan biri ve cevabı şöyleydi:

İlgi odağı olmaktan, medyada görünmekten neden uzak duruyorsunuz? Bunun mesajlarınızın daha geniş kitlelere duyurulmasına engel teşkil edeceğini düşünüyor musunuz?

Mahviyet insanı olduğumu söyleyemem. Fakat eskiden beri, beni bilen, gören insanların içinden geçmeye bile utanmışımdır. Edirne’de cami penceresine çekilmeme sebep olan şeylerden bir tanesi de bu duygudur. Bunlar benim tabiatımla ilgili şeyler, insanlar ister takdir nazarıyla, isterse tahkir nazarıyla baksınlar fark etmiyor, ben hepsinden sıkılıyorum. Yapılan işlerin mimarıymışım gibi, kalkıp Türki dünyalara gitseydim insanlar bana bakacak, sarılacaktı. Bu tür şeyler bana tabii gelmiyor. Hatta daha önce Cenab-ı Hak üç kez nasip etmişti ama yıllar önceydi, son bir kere daha hacca gitmeyi çok arzu ediyorum; fakat yine bilinip tanınıyor olmaktan ve alayişten çekiniyorum. Bazıları bunların birer kompleksten kaynaklandığını düşünebilir. Ben bu tür komplekslerden arınmış bir insan olduğumu iddia etmiyorum. Ama adına ne denilirse denilsin, benim tabiatımda böyle bir utanma duygusu var.

Aslında görünmeyi, orada burada olmayı gerektirecek durum da yok. Güzel insanlar, güzel işler yapıyorlar; onların uyandırdığı hüsn-ü tesirin beni tanımakla, benimle kırılmasını arzu etmiyorum. Bunun için de, güzel insanların emekleri boşa gitmesin, onların yaptıkları benimle yıkılmasın diye kendi köşemde kalmayı tercih ediyorum.

Dahası milletin sa’yine terettüp eden hizmet ve muvaffakiyetlerin tek şahsa mal edilmesi gibi bir zulüm ve itikadımızca şirke kadar varabilecek bir yanlış yorumun da önüne geçmek istiyorum.

Mesajlarıma gelince; senelerdir cami kürsülerinde, konferans salonlarında, gazete ve mecmua sayfalarında fikirlerimi anlattığım gibi şimdilerde de haftalık sohbetlerle gerekli gördüğüm hususlarda kanaatlerimi ifade ediyorum. Sohbetler de hem İnternet üzerinden hem de televizyon ve radyolarda neşrediliyor.”

Kıymetli arkadaşlar,

Gerçi bu ziyaretle ilgili anlatılabilecek pek hoş anekdotlar, paylaşılabilecek çok güzel resim, video ve ses kayıtları var. Fakat, misafirlerimizin hazırladıkları belgesel yayımlanıncaya kadar beklememiz konusundaki ricaları üzerine onları arşivimizde bekletecek, bugün de sadece iki fotoğraf neşretmekle yetineceğiz.

Hürmetle…

Röportaj ensasında:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi 
 Röportaj ensasında

Namaz sonrasında:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi 
 Namaz sonrasında

Tags: , , , , ,