164. Nağme: Zaman’a Tebrikler.. Namazda Hıçkırıklar.. ve Ulaşacak Mektuplar

Herkul | . | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Muhterem Hocamızın secdedeki hıçkırıklarının en arka saflardan duyulduğu ve cemaatten ağlayan insanların adeta hüzün bestesine ses kattıkları bir öğle namazından sonra odalarımıza çekilir çekilmez yazıyorum bu satırları.

Öncelikle millet, ümmet ve insanlık için ağlayan, bizim için gözyaşı döken Büyüğümüzün duygu ve düşüncelerini muhtaçlara gereğince ulaştıramadığımız hisleriyle dolu olduğumuz şu dakikada bir hatıra nakletmek istiyorum:

Konyalı Vehbi Efendi, Hazreti Üstad’ı işitmiş ama -kendi ifadesiyle- “Bir hoca işte.. bazı şeyler de yazıyormuş.” demiş; kendisi de büyük müfessir olan bu zat bir müddet Risaleleri okuma ihtiyacı hiç duymamış.

Bir gece yarısı kapısı çalınmış. Daha çok mahallede bir cenaze olduğunda o vakitte gelen olurmuş. Heyecanla kapıya koşmuş. Bakmış ki, eşikte soğuktan adeta donmak üzere olan yaşlı bir adam, hemen sormuş: “Hayırdır amca bu saatte bir yaramazlık yoktur inşaAllah?!.” demiş. Adamcağız, “Konyalı Vehbi Efendi siz misiniz?” diye soruya soruyla karşılık vermiş. “Evet, hayırdır inşaAllah!” sözü üzerine, “Efendim, ben Barla’dan geliyorum. Üstadım Said Nursî hazretleri birkaç sayfacık risale yazmıştı. Ben malumatı az bir köylüyüm; okudum, istifade ettim ama bu güzel eser bende kalırsa yazık olacak. Sizin şöhretinizi duydum, dinî ilimlerde mahir olduğunuzu öğrendim; şayet cevher sarrafın eline geçerse asıl değerini bulur; o risaleyi size hediye etmek için geldim!”

Yaşlı adam bunları söylerken bir taraftan da koynundaki risaleyi çıkarıp uzatmış. Vehbi Efendi hazretleri hayretle elindeki kağıtlara bakarken “Amca, sen nereden geldin? Nasıl geldin? Burada ne işin vardı? Bu saatte ne yapacaksın?” gibi bir sürü soruyu sıralamış. Pir-i fâni demiş ki: “Oğul Barla’dan şimdi geliyorum, şu eşeğin sırtında saatlerdir yollardayım, bu karda kışta dağı tepeyi bu hayvancıkla aştım. Burada başka işim de yoktur. Bu eseri seninle buluşturmaktır tek muradım. Şayet kabul buyurursan, Allah’a hamd u sena edecek, hemen geriye dönecek ve Üstadıma “Ben yeterince istifade edememiş olabilirim ama cevheri sarrafına teslim ettim” diyeceğim!”

Konyalı Vehbi Efendi, bu sözler üzerine konuşacak derman bile bulamamış, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış, odasına varıp seccadeye kapanmış; “Allahım belki bu eserleri herkes yazabilir ama bu adam her mürşidin önünde yetişmez.” demiş ve ondan sonra Risalelerden istifade etmiş/ettirmiş.

Aziz dostlar,

Seleflerimiz bir tek mektubu yerine ulaştırmak için at, eşek sırtında günlerce yol kat etmişler. Sadece bir talebe Suriye ve Irak’a gide gele iman hakikatlerini muhtevi binlerce mektup taşımış.

Bugün bizim saatlerce yolculuk yapmamıza lüzum yok. Şu bilgisayardan “send/gönder” tuşuna bastığım an dünyanın en ücra köşesindeki insana bir sohbeti, bir cümleyi, bir mesajı ve bir gazeteyi en fazla 17 saniye sonra elinde olacak şekilde gönderebiliyorum.

Allah bu imkanları vermişken onu değerlendirmemek ve mefkure adına kullanmamak ne kadar büyük nankörlük olur!

Zaman gazetesinin bir milyon trajı geçtiğini öğrenince bunları hatırladım. Her bir Zaman gönüllüsü o yaşlı amca gibi geldi gözümün önüne. Onların dertlerinin sadece bir gazete abonesi olmadığını, yüce hakikatleri muhtaçlarla buluşturma niyetlerini ve her aboneyle “Allahım, ben istifade eder ya da edemem ama bir müstaid ruha daha ulaştırdım” düşüncelerini hatırladım. Hem Zaman çalışanlarının hem de gönüllülerinin bir milyon kere tebriği/teşekkürü hak ettikleri mülahazasıyla bu satırları karaladım.

Herkes gazete alabilir, bir gazeteyi okuyabilir ama “Bir milyonu aştık” diye şükür sözleriyle ağlayan bir okur ancak Zaman gibi çok az cerideye nasip olur.

Tebrikler Zaman’a ve onun fedâkar okurlarına…

***

Bu nağmeye gelince..

Geçen ikindi namazı sonrasına ait 11:46 dakikalık bu hasbihalde muhterem Hocamız kamp günlerinden günümüze Cenâb-ı Hakk’ın yolları nasıl açtığını anlatıyor; kalb ve ruh dilinin gücünü dile getiriyor.

Hürmetle..

 

İndir:     mp3

Tags: , , , , ,