Darbe Girişimi, Hizmet Hareketi ve Kendi Şahitliğim

Herkul | . | DIGER

15 Temmuz darbe girişimi yakın tarihimizin en büyük faciasıydı; onlarca cana mal olan lanetlik darbe terörü buz gibi soğuk ve gerçek başlamıştı.

Bu açıdan da onca günahsız insanın canına mal olan bir hadise tabii ki salt “senaryo” sözüyle hafife alınamaz.

Ne var ki, hain teşebbüsün ilk dakikalarından itibaren, Erdoğan ve şürekâsı, Hocaefendi’yi ve Hizmet Camiası’nı tecrim edip hedef gösterdiler.

O andan itibaren melun bir kumpasla karşı karşıya olduğumuz artık aşikârdı; masum halka sıkılan kurşunlar aynı zamanda ve öncelikle Hizmet’e saplanıyordu.

Aslında bu on yıl boyunca ardında koşulan, darbe girişimi şeklinde olmasa bile, bir şekilde realize edilmek istenen bir tuzaktı.

Zira şiddetin her türüne kesin olarak karşı durmuş Hizmet’i terörle ilişkilendirmeden bitirmenin imkânı yoktu, hasımları nazarında!

2004-MGK’da “Türkiye’de Nurculuk ve Fethullah Gülen’i Bitirme Eylem Planı” sadece kâğıt üzerinde kalmış bir not değildi.

2005-TMK taslağındaki “bireysel terör” ve “silahsız terör örgütü” gibi maddeler ise güçlü bir niyeti göstermiş ama cılız bir gayret olarak kalmıştı.

İhbara dayalı “Işık Evleri” baskınlarında silah ve mühimmat bulunması “sağlanarak” Hizmet’in, “Silahlı Terör Örgütü” kapsamına aldırılması planları da tutmamıştı.

“Bir savcı üç polisle Hizmet’i terör örgütü ve çete kapsamına sokarız, bitiririz!” denmiş, fakat bu bir türlü gerçekleştirilemeyince kin ve hınç ziyadeleşmişti.

Hizmet Hareketi’ni hükûmeti devirmeye çalışan silahlı bir terör örgütü şeklinde göstermek için her yola başvurdular ve bu gayeyle eşi benzeri görülmemiş bir şeytanlaştırma kampanyası başlattılar.

Hizmet gönüllülerinin bir yanlış yapması için iştiyakla beklediler; haşhaşiden kan emici vampire uzanan nefret diliyle onları tahrik etmeye uğraştılar.

Özellikle son üç senede korkunç bir “cadı avı” uyguladılar; lakin Hizmet âşıklarına emniyet ve asayişi ihlal ettiremediler, onları hukuk dışına asla çıkaramadılar.

Kurumları bastılar, mala mülke el koydular, insanları tutukladılar, kadınlara dahi kelepçeler taktılar ama Hizmet katılımcılarını şiddet zeminine çekemediler.

Çekemezlerdi de; çünkü Hizmet’e adanmış insanlar ellerine çakı bile almamış, bir karınca incitmemiş, onlarca yıl boyunca tek bir şiddet eylemine bulaşmamış şefkat abideleriydi.

Onlar, terör eylemleriyle İslam’ın aydınlık simasını kirleten el-Kaide, IŞİD, Boko Haram gibi örgütleri -tehditlerine maruz kalma pahasına- lanetlemişlerdi.

Hocaefendi yıllar önce “Bir gün beni öldürseler bile cesedimi bir kenara bırakıp sükûnet içinde Hizmet’e yürümezseniz hakkımı helal etmem!” demişti.

Hocaefendi, kaba kuvvetten, her türlü şiddetten uzak kalınmasını vasiyet etmiş ve “müsbet hareket”ten ayrılmama ahdi vermişti.

Nitekim Hizmet gönüllüleri bunca senedir yeryüzünü karış karış dolaşmış ama bir çiçek çiğnememişlerdi ve dünya buna şahitti.

İşte bütün bu gerçekler, Hizmet düşmanlarını gayza boğdu, yaşadıkları fiyasko üstüne fiyaskolar onları bu uğurda her cinayeti işleyecek hale koydu.

“Savaş için illa gerekçe lazımsa, Süleyman Şah Türbesi’ne biz kendimiz önden saldırı düzenleriz, Suriyeliler yapmış gibi gösteririz.” diyebilen, gerekirse Suriye’ye 4 adam gönderip Türkiye’ye 8 füze attırabileceğini söyleyen zihniyetten ne beklenmez ki?!.

Onun için bütün ruh u canımla inanarak ifade ediyorum ki, darbe teşebbüsü nasıl başlamış ve kimler tarafından yapılmış olursa olsun, Hizmet’e kumpastır.

(Darbe teşebbüsüyle alakalı konuşan yetkililerin birbirine zıt açıklamaları, ifadeleri alınan insanların tutarsız beyanları, saatlerce önceki istihbarata rağmen facianın önlenmemiş olması, dünyanın en büyük ordularından birinin komutan/lar/ının vakitlice bilgilendirilmiş oldukları halde rehin düşmeleri, uzmanların hayretle dile getirdikleri üzere köprünün tuhafça tutulmasından bütün medyaya canlı yayın imkânı sunulmasına kadar girişimin her safhasının hayatın tabiatına ters cereyan etmesi ve daha olay anında devlet kurumlarından uzaklaştırılacak memurların listelerinin dolaşıma sokulması gibi hususlar üzerinde durmayacağım. Akl-ı selim sahibi herkesin bu çarpıklıkları okuyabileceğine inanıyorum.)

Suç kesinleşmediği sürece kimsenin hükümlü sıfatıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eden “masumiyet karinesi”nin en temel hukuk öğretisi olan “suçsuzluk ilkesi”nin korkunç girişim sonrasında göz ardı edilmesi kumpasın bir delilidir.

“Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” kaidesinin rafa kaldırılması bunun bir delilidir.

Akıl, vicdan, insaf ve ahlak düsturları da bir şahsın günahından dolayı onun ailesinin, yakınlarının ve sevdiklerinin cezalandırılmalarına müsaade etmeyeceği halde, koca bir Camia’nın, hatta sırf ona dilbeste olduğu için dünyanın en ücra köşesindeki bir insanın yargısız infaz edilmesi bunun bir delilidir.

Darbe girişimiyle asla alakası olamayacak 100,000’e yakın insanın mesleklerinden atılması ve bu arada 21,000 öğretmenin lisanslarının iptal edilmesi bunun bir delilidir.

Diğer taraftan, yalnızca Hizmet gönüllüleri hedefleniyor görüntüsüyle aslında biat etmeyen herkesin devlet kurumlarından uzaklaştırılmak istendiği de ayrı bir gerçektir. (Hizmet Camiası’ndan sonra sıranın kimlere ve hangi adımlara geleceği konusu üzerinde ayrıca durulmalıdır.)

Evet, 15 Temmuz, nasıl planlanıp başlatılmış ve kimler tarafından yapılmış olursa olsun, gelişimi ve neticeleri itibarıyla öncelikle Hizmet’i bitirme kalkışmasıdır.

Aşağılık komploculara itibar etmiyorum; onlara şirin görünme gayretinden Allah’a sığınırım. Fakat bir kere daha darbe girişimini lanetliyorum.

Masum halka kurşun atan, Meclis’i bombalayan, kendi askeri-polisiyle harbe tutuşan kimseleri şiddetle kınıyorum.

Hizmet’i senelerdir savunduğu değerlere zıt bir yere konumlandıran ve yüz binlerce masum insanın da mağdur olmasına yol açanları Allah’a havale ediyorum.

Son olarak, Allah’ın lütfuyla senelerdir rahle-i tedrisinde bulunduğum muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında üç cümle kaydetmek istiyorum:

Şayet yeryüzünde ferdî maslahatlarını düşünmeden yalnızca başkalarına faydalı olmak için yaşayan, hep insanlık hesabına nefes alıp veren ve kalbi sadece hayır duygularıyla çarpan birkaç kişi varsa, birisi Hocaefendi’dir.

Değil iktidarı ele geçirmek, hatta dünya sultanlığını elde etmek, Hocaefendi’nin, Hakk’a hizmet karşılığında uhrevî bir talebi dahi yoktur.

Onu şahsî büyük iddiaları bulunan ve kendisine belli payeler veren biri olarak gösterme gayretindeki zavallılar en büyük müfterilerdir.

Diğer cemaat ve camialar gibi, Hizmet Hareketi de bir veliler kervanıdır; bu dairede binlerce Hak dostu mevcuttur.

Şayet -dine, millete, vatana ve insanlığa faydalı olmaktan başka muradı bulunmayan bu fedakâr ruhların- içlerine girmiş bir kısım mücrimler varsa, onları bulup cezalandırmak yerine, bütün Camia’ya zulmetmek azîm bir cinayettir.

Dahası onca kanaldan akıtılan Havuz suyuyla zehirlenmiş kalabalıklara masum insanları hedef gösterip küfrettirmek insanlık dışı bir vahşettir.

Şu çok karanlık günlerde bir ikrar ve itiraf olarak bir kere daha beyan etmeye kendimi mecbur saydığım sözlerimi klişe sayılabilecek bir üslupla bitireyim:

Yeniden dünyaya gelsem -kabul buyurursa- yine Hocaefendi’nin bir talebesi ve Hizmet’in bir hizmetkârı olmak isterim.

Hazreti Rahman, kalblerimizi kaydırmasın; ihlas, rıza, ilahî aşk ve Hakk’a iştiyak temelli bu Hizmet’ten ayırmasın; yolun sonunda mazlumen idam edilmek bile olsa, yarı yolda kalanlardan ve kazanma kuşağında kayıplar yaşayanlardan eylemesin!..

Osman Şimşek