KADINLARA, ÇOCUKLARA, BEBEKLERE UZANAN ZULÜM

Herkul | | DIGER

Mesleklerinden ihraç edilen, malına mülküne el konulan, günlerce gözaltında tutulan, haksız yere tutuklanan, işkencelere uğratılan, gaybubete maruz kılınan veya hicrete zorlanan yüz binlerce insanın mazlumiyet ve mağduriyet haberleriyle hüzün içinde geçen günler, haftalar, aylar ve yıllar yaşıyoruz.

Dinin-diyanetin nasıl tahrip edildiğini, bir ülkenin nasıl bitirildiğini ve bir nesle nasıl kıyıldığını görüp de adeta kahrolmamak mümkün değil.

Bütün bunların yanı sıra veya ötesinde, doğumhanede yaralı bereli haliyle gözaltına alınan, hatta hapse atılan anneleri; dünyaya gözünü zindanda açan bebekleri; aylardır anne-baba yolu gözleyen, valideyninin elbisesine ya da resmine sarılıp ancak uyuyabilen binlerce çocuğu görüp ızdırapla inlememek imkânsız.

Kalbi/vicdanı bütün bütün ölmemiş her insan gibi, acı ve ızdırapla bakıyorum sosyal medyaya düşen resimlere/videolara. Zalimi zulmünden vazgeçirmek için bir şeyler demek geçiyor içimden; heyhat, o çizgiyi çoktan aşmışlar, hak ve hakikati işitmeye tahammülleri yok. Ne var ki, zulüm karşısında sükût da şeytanî bir iş; en azından onu duyurmak ve zalimin karşısında olduğunu vurgulamak vicdanın asgari gereği. Bu sözlerim de zaten bir şey ifade edip etmeyeceği kaygısından uzak, böyle bir mesuliyet duygusunun neticesi.

Fakat keşke, hatırlasalardı, nifakın bir alametinin de düşmanlıkta sınır tanımamak olduğunu; Efendimiz’in münafığı tarif ederken, “O düşmanlık yaptığında zalimce ve ilkesiz davranır; insafı terk edip haddi aşar.” dediğini..

Keşke, azıcık düşünselerdi İslam büyüklerinin “Haksız insafsız olur” tespitinin manasını..

Keşke ölçü alsalardı Allah Rasûlü’nün yolunu ve davranışını.. Oysa hemen hepsi bilirlerdi Gâmidiyeli Kadını. Suçunu itiraf ettiği ve hakkında ölüm cezası kesinleştiği halde, tam cezası infaz edileceği sırada hamile olduğu anlaşılınca, İnsanlığın İftihar Tablosu ona, “Git, şimdilik serbestsin; cezanı çocuğun doğduktan sonra çekeceksin!” demişti. Kadın, birkaç ay sonra gelerek doğumu haber verip “cezama hazırım” deyince, Allah Rasûlü, “Git, çocuğun sütten kesilene kadar onu emzir ve ona güzelce bak! Sonra gel.” buyurmuştu. Evet, keşke, bari şu iyi bildikleri hadise, vicdanlarına az dokunsaydı ve onlar da hiç olmazsa çocuk haklarını korusalardı.

Heyhat, düşmanlık, kin ve nefret kalblerini öldürmüş, vicdanlarını felç etmiş. Onlara evrensel insanî haklardan bahsetmek faydasız. İslamî değerleri hatırlatmak da bir işe yaramıyor. Masumiyet karinesi ve suçun şahsîliği gibi esaslar onlara hiçbir mana ifade etmiyor. Hatta ayet ve hadislerde hiç kimsenin -kızı/oğlu veya annesi/babası da olsa- bir başkasının suçundan sorumlu tutulamayacağı apaçık anlatılmış olsa bile, ona karşı da kör ve sağır davranıyorlar.

Bazen beddua edecek kadar öfkeleniyorum zalimlere ve destekçilerine; fakat sonra hemen gayzımı yutuyorum; “Bunlar, bulacakları belayı zaten bulmuşlar” diyorum. Zira bunca zulmü işleme ve ona taraftar olma vicdansızlığı insana bela olarak yeter! İnsan için özünü gaflete salmaktan daha büyük bir felaket düşünülemez.

Doğru tarafta ve hak olan safta bulunduğuma dair onlarca delilim var. Bedeli ne olursa olsun, mazlumların yanında durma konusunda kalbim mutmain. Bununla beraber, zalimlerin çirkefliğini ve had bilmezliğini gördükçe, onların safında yer almadığıma binlerce kere hamd ediyorum.

Hapiste, sorguda, gaybubette ve hicrette olan ağabeyim, ablam, kardeşim, bacım!.. İman ve ahiret perspektifinden bakınca, kazananın siz olduğunuzu görmemek de körlüktür. Mazlumiyet ve mağduriyetlerinizin bir an evvel son bulması için dua ve niyazın yanında, Rabbimin beni de sizinle beraber haşr etmesini diliyorum.

Zalimlerin yaptıklarından Allah’a sığınıyor ve bu zulümler karşısında susan insanların, hele dilsiz şeytanlık yapan ehl-i imanın yerine utanıyorum. Mazlumları, mağdurları Allah’ın rahmet ve inâyetine; zalimleri, destekçilerini de Hakk’ın kahır ve adaletine havale ediyorum.

Osman Şimşek

Merhum Seyfeddin Gülen’in Ardından… (Taziye Yerine)

Herkul | | DIGER

Amca vardır, Peygamber lisanıyla, baba yarısıdır.

Amca vardır, nebevî hüküm itibarıyla, babadır.

Amca da vardır, göklerde “Allah’ın arslanı” diye anılan Hazreti Hamza’nın Rasûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e nispeti gibi, aynı zamanda hem baba, hem sütkardeş, hem arkadaş, hem de tam bir yoldaştır.

Bugün işte böyle muhterem bir amcanın, elemlerle dolu bu fâni dünyadan ebedî dostlukların yurdu ukbâ âlemine yürüdüğünü öğrendik. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin amcası ve sütkardeşi olan Seyfeddin Gülen Beyefendi’nin ahirete irtihal ettiği haberini aldık.

Merhum Seyfeddin Gülen, uzun zamandır kanser tedavisi görmekteydi. Şu kadar var ki, Türkiye’de sürüp gitmekte olan cadı avı ve bu arada özellikle Gülen ailesinin maruz kaldığı zulümler, onu hastalığından daha fazla yıpratmıştı. Adeta “Mafya Kanunu”na (!) göre gözaltına almaların ve tutuklamaların yapıldığı, insanların sadece akrabalıktan ya da soyadı birliğinden dolayı zulme uğratıldığı bir dönemde, başta oğlu olmak üzere, pek çok yakınının ve tanıdığının zindana atılması karşısında Merhum’un yüreği bütünüyle dağidâr olmuştu.

Hocaefendi, bugünkü sohbette söz gelip de Hazreti Hamza’nın adını anar anmaz hıçkırıklara boğuldu. “Hamza” adı her zaman onun bütün hislerini harekete geçirirdi ama bugünkü hal biraz daha başkaydı. Belli ki, bazı hususiyetleri açısından Şehitlerin Efendisi’ne benzettiği amcasının, sütkardeşinin, çocukluk arkadaşının, hayat boyu yoldaşının ötelere kanat açışı onu derinden yaralamıştı. Evet, inşaallah ahirette, Cuma yamaçlarında buluşma ümidi capcanlıydı ve o reca bütün dertlere dermandı. Bununla beraber, “Eğer dostlardan mufarakat olmasaydı, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı ki, gelsin, alsın.” hakikati, onun gönlünde de tesirini icra ediyor, hicranlı ayrılık onu da ağlatıyordu.

Hocaefendi’nin yanaklarından süzülen damlalar, Uhud sonrasına alıp götürdü hayallerimizi. O gün, Medine’nin her köşesinde şehadet şerbeti içmiş bir yiğit için gözyaşı dökülüyordu. Fakat o vakit ailesi Medine’de bulunmadığı için Hazreti Hamza’nın adını anarak ağlayan olmamıştı. Bu manzara karşısında, zaten şühedâ-i Uhud’un hüznüyle iki büklüm olan Şefkat Peygamberi daha bir rikkate gelmiş, “Hamza’nın ağlayanı yok!..” deyivermişti. Bu söz Ashâb-ı Kirâm’a öyle dokunmuştu ki, hemen hepsi kendi yakınlarını unutmuş ve “Vah Hamza!..” diye inlemeye durmuştu.

Öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ve öyle bir Türkiye’ye şahit oluyoruz ki, bir seneyi aşkın bir zamandır samimi Müslümanlar ve en masum insanlar, cenazelerini dahi rahat teşyi’ edemiyorlar. Morgdan musalla taşına, oradan kabristana uzanan polis takibi ve kaydı sebebiyle kimileri en yakınlarını dahi son yolculuklarına uğurlayamıyorlar. Dolayısıyla, bir yönüyle, -teşbihte hata olmaz- günümüzün Hamzalarının da ağlayanı yok!..

Değil mi ki, Allah her şeye şahit ve değil mi ki musibet dünyamıza dair, varsın olsun!.. Dünyanın dört bir yanındaki kaderdaşlar, inşaallah, bu dönemin bütün mazlum ve mağdurları için hep beraber ağlar, hep beraber dua ederiz. Zaten, bu kırık dökük ifadeler de -bugünkü ile beraber- Hakk’a yürümüş olan o temiz ruhlar için dua istirhamına matuf.

Bu mülahazalarla, merhum Seyfeddin Gülen Beyefendi’ye Cenâb-ı Hak’tan rahmet ve mağfiret diliyor, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye sıhhat ve afiyet üzere uzun ömür dileğiyle taziyetlerimizi arz ediyoruz. Dönemin en büyük mağdurlarından Gülen ailesinin kıymetli fertlerine ve yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Merhum Seyfeddin Gülen Beyefendi, Hizmet Hareketi’ne ve gönüllülerine saldırıların başladığı ilk günlerin birinde, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’yi savunduğu bir toplantıdayken…

Fehmi Koru’nun “Gül” Yazısı Üzerine…

Herkul | | DIGER

Onca zulüm, haksızlık, yalan ve iftiranın söz konusu olduğu bir dönemde, bir şahsın Pennsylvania’yı ziyaret edip etmediği, üzerinde durulacak bir mevzu değil. Fakat devletin en önemli mevkilerinde görev yapmış bir insanın demagojiye girerek geçmişini inkâr etmesi ve Hocaefendi’yi yalanlaması sebebiyle -sadece hadiseye şahit bir talebe olarak- dünkü açıklamayı yapmıştım. Heyhat, hiç beklemediğim şekilde Fehmi Koru’nun da -belki sürecin etkisiyle- unutkanlığa (!) maruz kaldığını anlamış olduk; o da bahis mevzuu olan misafirliği inkâr ve bizi tekzip etti.

Sözü daha fazla uzatmadan konuyu tarihe emanet etmek en doğrusu olsa gerek. Bununla beraber, bir hususu ifade etmeden geçemeyeceğim: Abdullah Gül geldiği zaman -kendisini mütevazı ve Anadolu kültürüyle yetişmiş bildiğimiz için- herhangi bir tekellüfe girmemiş, beraber namaz kılıp ders yapmış, yemeği ortak soframızda ikram etmiş ve sohbetimizi herkese açık salonda sürdürmüştük. Dolayısıyla, ziyaretin de o esnada konuşulanların da yaklaşık yirmi şahidi olmuştu ki, bunlardan bazıları kamuoyu tarafından da iyi tanınan insanlardı. Ziyarete dair bir fotoğraf sunamayacağım; diğer şahitlerin isimlerini de veremeyeceğim. Zaten şu andan sonra bunların hiçbir manasının da kalmadığına inanıyorum.

Allah aşkına, siz eski başbakan yardımcısını, dışişleri bakanını, hatta MİT müsteşarını göndermişsiniz. 17 Aralık’tan hemen sonra -hem de özel uçak tahsisi teklif ederek- hususi elçi yollamışsınız. Milletvekilleriniz, belediye başkanlarınız ve partililerinizden binlercesi gelip gitmiş. Türk okullarının desteklenmesiyle ilgili genelgenizin haberleri ve Hizmet hakkında takdirkâr sözlerinizin videoları hala İnternet’te mevcut. Böyleyken onca şahidi bulunan bir ziyareti yalanlamak da neyin nesi?!. Evet, başka değil, siz kendinizi inkar ediyorsunuz!..

Hâsılı, belli seviyede sayılan kimselerin bile çark ettiklerini görünce doğruluk, fazilet ve hakkaniyetin ayaklar altına alınması karşısında sıdk ve sadakate kilitlenme gayretindeki insanlara sadece ağlamak düşüyor!..

“De ki: Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter! Doğrusu O kullarının bütün hallerini bilip görmektedir.” (İsrâ, 17/96)

Osman Şimşek

Abdullah Gül’ün Tekzibine Dair

Herkul | | DIGER

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kapısı her zaman herkese açık oldu; senelerdir her renk, her desen ve her meşrepten insan onu ziyaret etti/ediyor. Akademisyenler, sanatçılar, sporcular ve iş dünyasının temsilcileri gibi, hayatın her kesiminden çok çeşitli ziyaretçiler ile beraber, herhangi bir partiye mensup kişiler de rahatlıkla onun kapısını çalıp misafiri oldular, yemeğini yedi, çayını/kahvesini içtiler. Kim hangi niyetle gelirse gelsin, Hocaefendi misafirlerini dinledi, onların düşüncelerine değer verdi; fırsatını bulduğu zamanlar, kendi mülahazalarını da seslendirdi.

Herkese açık bu dergâhı ziyaret suç da değil günah da ve şimdiye kadar -çoğu çat kapı- kimler gelip geçmedi ki!.. Israrla randevu talep eden, özel bir davet söz konusu olmadan gelen, hatta “Biz geldik!” deyip on dakika görüşmek için kapıyı zorlayan yüzlerce insanın ismini saymak, hem edebimize aykırı hem nezaketsizlik hem de böyle bir ortamda onları zor duruma düşürme olacaktır. Bununla beraber, Cumhurbaşkanlığı yapmış bir insanın demagojiye sarılarak buraya gelişi hakkında Hocaefendi’yi yalanlayışı ve Hizmet hareketine dair geçmişte söylediklerini inkâr edişi karşısında sükût da hakikate saygısızlıktır.

Eski Cumhurbaşkanının ve benzerlerinin korkularını bir ölçüde anlamak mümkün. Fakat bunca sene sonra -Hocaefendi’yi tekzip değil, aslında- kendilerini inkâr edişlerini mantıkla izahın imkânı yok. Belki beraber geldikleri Fehmi Koru’nun Hocaefendi ile sarılmalarını seyredince “Birbirinizi çok özlemişsiniz!..” dediğini hatırlatmam sayın Gül’ün hafızası için yeterlidir. Şayet bu kâfi değilse, mekânımıza dair bazı hususları anımsamaları da faydalı olabilir. Bu konuda, eski Başbakan yardımcıları, eski Dışişleri bakanı, onlarca milletvekili ve onlarca belediye başkanının yanı sıra mükerreren gelip giden Berat Albayrak’ın anlatabilecekleri çok detay vardır.

Cenâb-ı Hak, Zât’ı hakkında nisyan yaşayan ve bu yüzden kendi öz benliği de dahil her şeyi unutan kimselerden eylemesin!..

Osman Şimşek

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, Son Dönem Terör Hadiselerinin Hizmet ile İlişkilendirilmesi Çabalarına ve “Siyasilere Suikast” Söylentilerine Dair Açıklaması

Herkul | | DIGER

Özellikle son günlerde, “Hizmet’e yakın uyuyan hücrelerin” (!) IŞİD ve PKK ile birlikte, devlet büyüklerine ve muhalefet liderlerine suikast yapacakları iftirası sıklıkla dile getirilmektedir. Malum çevreler tarafından maksatlı olarak yayıldığına ve yeni kirli planların sahnelenmesi için zemin hazırlama amacı da taşıdığına inandığım bu tür bühtanlarla Hizmet gönüllülerine bir tuzak daha kurulmakta olduğundan endişe duyuyorum.

Yakın zamanda vuku bulan suikast ve terör hadiseleri üzerinden Hizmet Hareketi’ne yönelik iftira kampanyasına hız verildiği görülmektedir. Bilhassa, iktidar çevrelerince beslendiği dillendirilen El-Nusra yanlısı bir katil tarafından işlenen Karlov cinayeti sonrasında, dikkatleri kendilerinden uzaklaştırmak isteyen kesimler bu iftiraları yoğunlaştırmışlar; Reina vahşetini ve İzmir’i vuran terör hadisesini de aynı istikamette suiistimal etmişlerdir.

Ayrıca, her terör olayından sonra, canileri Hizmet ile bağlantılı göstermek gayesiyle masum insanlara operasyonlar düzenlenmekte ve “uyuyan hücre”lerin (!) eylem yapmak için harekete geçecekleri iftiraları atılmaktadır.

2000-2013 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlerin ve karanlık olayların dahi Hizmet gönüllülerinin üzerine yıkılmak istendiği, “Sümeyye’ye Suikast” yalanı ve 15 Temmuz kumpası gibi hadiselerle Camia’nın nasıl karalandığı da düşünülünce, aynı çevrelerin sahneye koyacakları yeni terör eylemlerini ve suikastları Hizmet gönüllülerinin üzerine atmaları uzak bir ihtimal değildir. Hele uzun süredir çabaladıkları ancak başarılı olamadıkları “Hizmet’i uluslararası alanda terör örgütü ilan ettirme” amacına ulaşmak için yeni entrikalar çevirecekleri, bir kısım eylemler/suikastlar düzenleyecekleri endişesi yersiz olmasa gerektir.

Bu cümleden olarak, muhalefet liderlerine IŞİD tarafından saldırı yapılacağı, bundan dolayı onlara zırhlı araç verildiği ve koruma tedbirlerinin arttırıldığı haberlerinden hemen sonra iktidar çevreleri ve onların sözcüleri sayılan medya tetikçilerince bu eylemlerin Hizmet mensupları tarafından işleneceği iftirasını yaymaları çok manidardır. Ayrıca, söz konusu haberlerin/söylentilerin Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmeye başlandığı günlerde tehdit edalı olarak seslendirilmesi de dikkatlerden kaçmamaktadır.

Şayet “siyasilere suikast” haberleri ciddi istihbarata dayanıyorsa, o hain planın engellenmesi için bütün tedbirleri almak yetkililerin vazifesi ve bizim de beklentimizdir. Bugüne kadar şiddetle en ufak bir ilişkisi olmayan Hizmet hareketini terör ve suikastla beraber anmak ise, ancak iftiradan ibarettir.

Bu mülahazalarla bir kere daha bütün dünyaya ilan ediyorum ki; tarihte eşine az rastlanacak şekilde zulüm, baskı, ayrımcılık, işkence ve tenkile maruz kalsalar da Hizmet’e gönül verenler demokrasi ve hukukun üstünlüğüne sadakatten asla ayrılmayacaklar; kanunî haklarını -imkânlar ölçüsünde- fakat mutlaka meşru dairede savunacaklardır. Şiddetin her türüne fersah fersah uzak bulunan bu insanların önceliği, dünyada huzurun hâkimiyeti için iftirak, cehalet ve fakirlikle mücadele, şiarları da “müspet hareket” olacaktır.

(10 Ocak 2017)

M. Fethullah Gülen

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Gündeme Dair Basın Açıklaması (18 Aralık 2016)

Herkul | | DIGER

Dünden bugüne bir kısım şer güçler, bir taraftan bazılarını tahrik edip sokaklara salarken beri taraftan da onlara karşı çıkarılabilecek başkalarını kışkırtmış, diğerlerine saldırtmış ve insanları karşı karşıya getirip vuruşturmuş; böylece kendi menfaatlerini elde etmeye çalışmışlardır.

Nitekim 27 Mayıs öncesinden başlayıp 80 darbesi ve hatta sonrasına kadar devam eden benzer provokasyonlarda benzer eller, insanları sağ sol gibi sınıflarla ikiye bölmüş, onların damarlarına basmış ve vatan evladını birbirine kırdırtmış; sonra da akan kanın üzerine kendi saltanatlarını kurmayı amaçlamışlardır.

İçinde bulunduğumuz şartlarda da aynı senaryoların sahnelenmekte olduğu, etnik ve mezhep yörüngeli çatışmalara zemin hazırlandığı ve hatta -Allah muhafaza buyursun- ülkenin bir iç savaşa sürüklendiği görülmektedir.

Her köşesi, rengi, deseni, çeşidi ve şivesiyle ülkemizi ve insanımızı seven herkesin çok dikkatli ve temkinli olması, kışkırtmalara gelmemesi ve hele “mukabele-i bilmisil” kaide-i zalimânesine girmemesi lazımdır.

Fakat maalesef, bazı devlet adamlarının, bir kısım medya aktörlerinin ve sosyal medya kalemşörlerinin pervasızca kullandığı tahrik edici dil, gerginlikleri artırmakta ve toplumsal tahrikleri kolaylaştırmaktadır.

Hâlbuki hadiselerin üzerine bağırıp çağırarak, yakıp yıkarak ve öldürerek değil, akıl, firaset ve mürüvvetle gidilmelidir.

Ayrıca, Hizmet gönüllerinin mesleğinde sokak, kavga, tahrik ve hele şiddete yer olmadığını bir kere daha hatırlatmakta fayda mülahaza ediyorum.

Camia’nın gönüllüleri, muarızları kendilerine hangi kabul edilemez üslup ve metotlarla muamele ederlerse etsinler, anayasal çerçeveden ve demokratik hukuk devletinin sınırlarından asla ayrılmayacaklar, hiçbir zaman gayr-i meşru yollara da tevessül etmeyeceklerdir.

Müspet hareketi şiar edinmiş olan Hizmet Camiası, ülkesini seven, dürüst ve onurlu her ferdin yaptığı/yapacağı gibi hakkını ve hukukunu -imkânlar ölçüsünde- ama mutlaka meşru dairede savunmaya devam edecek; karanlık senaristlerin oyunlarına ve kışkırtmalarına -Allah’ın izni ve inayeti ile- katiyen gelmeyecektir.

Bu vesileyle bir kere daha şehitlerimize ebedî saadet, milletimize sabr-ı cemîl ve yetkililere basiret diliyor, kanla beslenenlerin tuzaklarını başlarına geçirmesini Allah’tan niyaz ediyorum.

Son olarak, herkesi duanın gücüne de sığınmaya davet ediyorum: “Allahım, birliğimizi sağla, aramızı te’lif buyur, bizi vifak ve ittifaka muvaffak kıl. Hidayet ve ıslahını murat buyurduğun insanları ıslah eyle, kalb ve kafalarına salah ver. Şayet düşmanlık yapanlar arasında ıslahını murat buyurmadığın ve kendileri hesabına ıslah istemeyen kimseler varsa, onların da oyunlarını boz ve işlerini bitir.”

M. Fethullah Gülen

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “15 Temmuz” ve 2. Darbe Söylentileri ile İlgili Kamuoyuna Mesajı:

Herkul | | DIGER

Darbelerin her dönem mağduru edilmiş birisi olarak, darbelerle demokrasinin gelmeyeceğine ve demokrasinin korunamayacağına inanıyorum. Daha önce ifade ettiğim üzere, seçilerek iktidara gelenler bana ve bu camia fertlerine evrensel hukukun temel prensiplerini çiğneyerek zulmetseler de onların anti-demokratik bir yolla bertaraf edilmelerini asla kabul etmem.

Darbeyi de darbe teşebbüsünü de onun düşüncesini de tel’in ederim. Hizmet Hareketi içerisinde olanlar arasında da -şayet varsa- o istikametteki düşünce, söz ve fiillerin karşısında dururum.

Haince planlanmış 15 Temmuz darbe girişiminin hiçbir yerinde olmadığımı açıkça ifade etmeme rağmen, benimle irtibatlandırılan bazı kişiler üzerinden teşebbüsün mimarı gibi gösterilmemi şiddetle kınıyorum. Eğer bana yakın olduğu söylenen bazı kişiler haince girişimin içerisinde yer almışlarsa barış ve huzurdan başka bir hedefi olmayan beni ve hareketi darbe ve terör ile ilişkili göstermeye çalışan odaklara hizmet etmişlerdir.

Haince planlanmış darbe teşebbüsünün hemen ertesinde, şahsıma yapılan mesnetsiz suçlamalar üzerine bu girişimin kimler tarafından gerçekleştirildiğinin uluslararası bir komisyon tarafından araştırılması talebini seslendirdim ve bu komisyonun ortaya koyacağı hükme rıza göstereceğimi taahhüt ettim. Benim bu açık teklifime rağmen, bu konuda bir girişimde bulunulmaması, araştırma yaptırılmaması ve ısrarla Hizmet gönüllülerinin delilsiz mesnetsiz suçlanmaya devam edilmesi, gerçek faillerin ortaya çıkmasının istenilmediğini göstermektedir. İşkenceyle alınan beyanlar gerekçe gösterilerek “araştırmaya gerek yok” denilmesi sadece şüpheleri artırmıştır.

Nitekim darbe girişimini tanklar sokağa çıkana kadar haber alamadığını ifade eden devlet yöneticilerinin birkaç saat içinde bu teşebbüsü Camia’ya fatura etmeleri, asıl niyetlerinin en açık emaresidir.

Onlarca yıldır bu ülkede barışın ve emniyetin temsilcisi olan bu camiayı daha önce başka vesilelerle, şimdi de haince planlanmış darbe girişimi üzerinden şiddet ve terörle irtibatlı gösterme gayreti açık ve net bir şekilde görülmektedir. Ancak Camia fertleri kendilerine yapılan insan hakları ihlalleri, zulümler ve işkencelere rağmen şiddete tevessül etmeyerek, hukuki yollarla kendilerini müdafaaya devam ederek aleyhlerindeki karalama çabalarını boşa çıkarmıştır.

Son günlerde ikinci bir darbe teşebbüsü söylentisinin yine bu çerçevede maksatlı olarak yayıldığına inanıyor, vatandaşlarımıza ve bilhassa hizmet gönüllülerine yeni bir tuzak kurulmakta olduğundan endişe duyuyorum. Buna bağlı olarak, medyaya yansıyan, hapishanelerdeki insanları izole ederek infazda bulunma tehditleri tüyler ürperticidir.

Bu vesileyle bir kere daha bütün dünyaya ilan ediyorum ki; en ağır zulüm, baskı, ayrımcılık, işkence ve tenkile maruz kalsa da bu camiaya gönül verenler demokrasi ve hukukun üstünlüğüne sadakatten ayrılmayacaklardır. Karıncaya ayak basmayan bu insanların önceliği dünyada huzurun hâkim olması için iftirak, cehalet ve fakirlikle mücadele ve şiarları da her türlü engele rağmen “müspet hareket” olmaya devam edecektir.

Kamuoyuna saygılarımla arz ederim.

M. Fethullah Gülen

Darbe Girişimi, Hizmet Hareketi ve Kendi Şahitliğim

Herkul | | DIGER

15 Temmuz darbe girişimi yakın tarihimizin en büyük faciasıydı; onlarca cana mal olan lanetlik darbe terörü buz gibi soğuk ve gerçek başlamıştı.

Bu açıdan da onca günahsız insanın canına mal olan bir hadise tabii ki salt “senaryo” sözüyle hafife alınamaz.

Ne var ki, hain teşebbüsün ilk dakikalarından itibaren, Erdoğan ve şürekâsı, Hocaefendi’yi ve Hizmet Camiası’nı tecrim edip hedef gösterdiler.

O andan itibaren melun bir kumpasla karşı karşıya olduğumuz artık aşikârdı; masum halka sıkılan kurşunlar aynı zamanda ve öncelikle Hizmet’e saplanıyordu.

Aslında bu on yıl boyunca ardında koşulan, darbe girişimi şeklinde olmasa bile, bir şekilde realize edilmek istenen bir tuzaktı.

Zira şiddetin her türüne kesin olarak karşı durmuş Hizmet’i terörle ilişkilendirmeden bitirmenin imkânı yoktu, hasımları nazarında!

2004-MGK’da “Türkiye’de Nurculuk ve Fethullah Gülen’i Bitirme Eylem Planı” sadece kâğıt üzerinde kalmış bir not değildi.

2005-TMK taslağındaki “bireysel terör” ve “silahsız terör örgütü” gibi maddeler ise güçlü bir niyeti göstermiş ama cılız bir gayret olarak kalmıştı.

İhbara dayalı “Işık Evleri” baskınlarında silah ve mühimmat bulunması “sağlanarak” Hizmet’in, “Silahlı Terör Örgütü” kapsamına aldırılması planları da tutmamıştı.

“Bir savcı üç polisle Hizmet’i terör örgütü ve çete kapsamına sokarız, bitiririz!” denmiş, fakat bu bir türlü gerçekleştirilemeyince kin ve hınç ziyadeleşmişti.

Hizmet Hareketi’ni hükûmeti devirmeye çalışan silahlı bir terör örgütü şeklinde göstermek için her yola başvurdular ve bu gayeyle eşi benzeri görülmemiş bir şeytanlaştırma kampanyası başlattılar.

Hizmet gönüllülerinin bir yanlış yapması için iştiyakla beklediler; haşhaşiden kan emici vampire uzanan nefret diliyle onları tahrik etmeye uğraştılar.

Özellikle son üç senede korkunç bir “cadı avı” uyguladılar; lakin Hizmet âşıklarına emniyet ve asayişi ihlal ettiremediler, onları hukuk dışına asla çıkaramadılar.

Kurumları bastılar, mala mülke el koydular, insanları tutukladılar, kadınlara dahi kelepçeler taktılar ama Hizmet katılımcılarını şiddet zeminine çekemediler.

Çekemezlerdi de; çünkü Hizmet’e adanmış insanlar ellerine çakı bile almamış, bir karınca incitmemiş, onlarca yıl boyunca tek bir şiddet eylemine bulaşmamış şefkat abideleriydi.

Onlar, terör eylemleriyle İslam’ın aydınlık simasını kirleten el-Kaide, IŞİD, Boko Haram gibi örgütleri -tehditlerine maruz kalma pahasına- lanetlemişlerdi.

Hocaefendi yıllar önce “Bir gün beni öldürseler bile cesedimi bir kenara bırakıp sükûnet içinde Hizmet’e yürümezseniz hakkımı helal etmem!” demişti.

Hocaefendi, kaba kuvvetten, her türlü şiddetten uzak kalınmasını vasiyet etmiş ve “müsbet hareket”ten ayrılmama ahdi vermişti.

Nitekim Hizmet gönüllüleri bunca senedir yeryüzünü karış karış dolaşmış ama bir çiçek çiğnememişlerdi ve dünya buna şahitti.

İşte bütün bu gerçekler, Hizmet düşmanlarını gayza boğdu, yaşadıkları fiyasko üstüne fiyaskolar onları bu uğurda her cinayeti işleyecek hale koydu.

“Savaş için illa gerekçe lazımsa, Süleyman Şah Türbesi’ne biz kendimiz önden saldırı düzenleriz, Suriyeliler yapmış gibi gösteririz.” diyebilen, gerekirse Suriye’ye 4 adam gönderip Türkiye’ye 8 füze attırabileceğini söyleyen zihniyetten ne beklenmez ki?!.

Onun için bütün ruh u canımla inanarak ifade ediyorum ki, darbe teşebbüsü nasıl başlamış ve kimler tarafından yapılmış olursa olsun, Hizmet’e kumpastır.

(Darbe teşebbüsüyle alakalı konuşan yetkililerin birbirine zıt açıklamaları, ifadeleri alınan insanların tutarsız beyanları, saatlerce önceki istihbarata rağmen facianın önlenmemiş olması, dünyanın en büyük ordularından birinin komutan/lar/ının vakitlice bilgilendirilmiş oldukları halde rehin düşmeleri, uzmanların hayretle dile getirdikleri üzere köprünün tuhafça tutulmasından bütün medyaya canlı yayın imkânı sunulmasına kadar girişimin her safhasının hayatın tabiatına ters cereyan etmesi ve daha olay anında devlet kurumlarından uzaklaştırılacak memurların listelerinin dolaşıma sokulması gibi hususlar üzerinde durmayacağım. Akl-ı selim sahibi herkesin bu çarpıklıkları okuyabileceğine inanıyorum.)

Suç kesinleşmediği sürece kimsenin hükümlü sıfatıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eden “masumiyet karinesi”nin en temel hukuk öğretisi olan “suçsuzluk ilkesi”nin korkunç girişim sonrasında göz ardı edilmesi kumpasın bir delilidir.

“Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” kaidesinin rafa kaldırılması bunun bir delilidir.

Akıl, vicdan, insaf ve ahlak düsturları da bir şahsın günahından dolayı onun ailesinin, yakınlarının ve sevdiklerinin cezalandırılmalarına müsaade etmeyeceği halde, koca bir Camia’nın, hatta sırf ona dilbeste olduğu için dünyanın en ücra köşesindeki bir insanın yargısız infaz edilmesi bunun bir delilidir.

Darbe girişimiyle asla alakası olamayacak 100,000’e yakın insanın mesleklerinden atılması ve bu arada 21,000 öğretmenin lisanslarının iptal edilmesi bunun bir delilidir.

Diğer taraftan, yalnızca Hizmet gönüllüleri hedefleniyor görüntüsüyle aslında biat etmeyen herkesin devlet kurumlarından uzaklaştırılmak istendiği de ayrı bir gerçektir. (Hizmet Camiası’ndan sonra sıranın kimlere ve hangi adımlara geleceği konusu üzerinde ayrıca durulmalıdır.)

Evet, 15 Temmuz, nasıl planlanıp başlatılmış ve kimler tarafından yapılmış olursa olsun, gelişimi ve neticeleri itibarıyla öncelikle Hizmet’i bitirme kalkışmasıdır.

Aşağılık komploculara itibar etmiyorum; onlara şirin görünme gayretinden Allah’a sığınırım. Fakat bir kere daha darbe girişimini lanetliyorum.

Masum halka kurşun atan, Meclis’i bombalayan, kendi askeri-polisiyle harbe tutuşan kimseleri şiddetle kınıyorum.

Hizmet’i senelerdir savunduğu değerlere zıt bir yere konumlandıran ve yüz binlerce masum insanın da mağdur olmasına yol açanları Allah’a havale ediyorum.

Son olarak, Allah’ın lütfuyla senelerdir rahle-i tedrisinde bulunduğum muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında üç cümle kaydetmek istiyorum:

Şayet yeryüzünde ferdî maslahatlarını düşünmeden yalnızca başkalarına faydalı olmak için yaşayan, hep insanlık hesabına nefes alıp veren ve kalbi sadece hayır duygularıyla çarpan birkaç kişi varsa, birisi Hocaefendi’dir.

Değil iktidarı ele geçirmek, hatta dünya sultanlığını elde etmek, Hocaefendi’nin, Hakk’a hizmet karşılığında uhrevî bir talebi dahi yoktur.

Onu şahsî büyük iddiaları bulunan ve kendisine belli payeler veren biri olarak gösterme gayretindeki zavallılar en büyük müfterilerdir.

Diğer cemaat ve camialar gibi, Hizmet Hareketi de bir veliler kervanıdır; bu dairede binlerce Hak dostu mevcuttur.

Şayet -dine, millete, vatana ve insanlığa faydalı olmaktan başka muradı bulunmayan bu fedakâr ruhların- içlerine girmiş bir kısım mücrimler varsa, onları bulup cezalandırmak yerine, bütün Camia’ya zulmetmek azîm bir cinayettir.

Dahası onca kanaldan akıtılan Havuz suyuyla zehirlenmiş kalabalıklara masum insanları hedef gösterip küfrettirmek insanlık dışı bir vahşettir.

Şu çok karanlık günlerde bir ikrar ve itiraf olarak bir kere daha beyan etmeye kendimi mecbur saydığım sözlerimi klişe sayılabilecek bir üslupla bitireyim:

Yeniden dünyaya gelsem -kabul buyurursa- yine Hocaefendi’nin bir talebesi ve Hizmet’in bir hizmetkârı olmak isterim.

Hazreti Rahman, kalblerimizi kaydırmasın; ihlas, rıza, ilahî aşk ve Hakk’a iştiyak temelli bu Hizmet’ten ayırmasın; yolun sonunda mazlumen idam edilmek bile olsa, yarı yolda kalanlardan ve kazanma kuşağında kayıplar yaşayanlardan eylemesin!..

Osman Şimşek

MOBIL DUA

Herkul | | DIGER

Not: Yukarıdaki ses kaydında tefriciye duası arka arkaya 5 kere okunmustur. Bir dinleme 5 tefriciye yapıyor. Kıymetli dostlar, bugünden itibaren bir müddet SALAT-I TEFRİCİYE okuyacağız.. Hem Kutlu Doğum münasebetiyle Efendiler Efendisini (aleyhissalâtü vesselam) yâd etmek, hem de başta güzel ülkemizin güzel insanları olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selâmete çıkmasını Rabbimizden isteyip, bilhassa kadını erkeğiyle kardeşlerimize ve arkadaşlarımıza vifak ve ittifak, birlik ve düzen, güç ve kuvvet nasip etmesini dileneceğiz.

MOBIL DUA icerik kodlari

Herkul | | DIGER

 

 

LINK

 

link anot˙er window

 

 

 

Bu hafta dua saatinde Fethullah Gülen Hocaefendi ile beraber Muhammed Bahaiddin Nakşibendi Hazretlerinin “Evrad-u Kudsiyye” duasını okuyoruz.

 

evradu-kudsiye

>>> >>> DARIA KAODLARI >>>>>

Bu Hafta Muhterem büyüğümüzle beraber “el-Kulub’ud Daria”‘yi paylaşarak okuyoruz. 8. “el-Kulub’ud Daria” hatmindeyiz. Allah izin verirse 11 e tamamlayacağız.

Sizler de aşağıdaki linkten el-Kulub’ud Daria sayfasi alabilir veya yukaridaki duayi yapabilirsiniz

 

 

 Allah’ım, başta güzel ülkemizin güzel insanları olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selâmete çıkmasını Senden istiyor, bilhassa kadını erkeğiyle kardeşlerimize ve arkadaşlarımıza vifak ve ittifak, birlik ve düzen, güç ve kuvvet nasip etmeni dileniyoruz.

Kıymetli dostlar, bugünden itibaren bir müddet  el Kulub-ud Daria okuyacağız.

Telefonlarınızdan el Kulub-ud Daria sayfaları alabilmeniz için çalışmalarımız devam ediyor inşallah yakın bir gelecekte  sayfa alabilecek bize eşlik edebileceksiniz.

O vakte kadar bizlere  “Ashab-ı Bedr” okuyarak yardım edebilirsiniz.

Baştaki duayı niyetlerinizde canlı tutarak, o mubarek zaatların isimlerini duanın kabulune vesile yaparak  Ashab-ı Bedri okuyabilir, yukarıdaki linkten dinleyebilirsiniz.

 

 

 Bu Hafta Hocaefendiyle beraber 30 dakikamızı ayırarak Şeyh Ebu’l-Hasen eş-Şazili Hazretlerinin Hizbut-Tams duasını okuyoruz.


Bu Hafta Hocaefendiyle beraber 30 dakikamızı ayırarak İmam Cafer-i Sadık Hazretlerinin haftalık istiaze dualarını okuyoruz.

Sizler de yukarıdaki pdf dosyasından veya el Kulub-ud Daria’dan (Son baskı) sayfa 124-134 arasını okuyarak bizlere eşlik edeblirsiniz.

Okuyamayacak olanlar ise yukarıdaki 29 dakikalık ses dosyasından aynı duayı dinleyebilir AMİN diyerek bizlere eşlik edebilirier.

 

 

Kıymetli dostlar, bugünden itibaren bir müddet  el Kulub-ud Daria‘dan Hz Ali (kerremallahu vechehû) efendimizin bir Hizbini okuyacağız.

Bir sayfalık bu dua el Kulub-ud Daria’da (yeni baskıda) sayfa 50-51 de bulunmaktadır.

Bizler duanın 3.11 dakikalık ses kaydını, pdf olarak arapçasını bu bölüme ekledik. Sizlerde bize eşlik edip haberdar olmayan dostlarınızı bu uygulamadan haberdar edebilirsiniz.

 

 

 

Kıymetli dostlar, bugünden itibaren bir müddet  ekteki duayi okuyacağız.

Sizler de bu duayı okuyabilir, dinleyip AMİN diyebilir, dostlarınızı haberdar ederek halkamızı genişletebilirsiniz.

 

Kıymetli dostlar, bugünden itibaren bir müddet SALAT-I TEFRİCİYE okuyacağız..
Hem Kutlu Doğum münasebetiyle Efendiler Efendisini (aleyhissalâtü vesselam) yad etmek, hem de başta güzel ülkemizin güzel insanları olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selâmete çıkmasını Rabbimizden isteyip, bilhassa kadını erkeğiyle kardeşlerimize ve arkadaşlarımıza vifak ve ittifak, birlik ve düzen, güç ve kuvvet nasip etmesini dileneceğiz.

Irtibat

Herkul | | DIGER

Herkül İnternet Dergisi’nin çok sevgili ve kıymetli dostları,

1. Bamteli ve Kırık Testi bölümlerinde cevaplanmasını arzu ettiğiniz, herkesin istifadesine açık sorularınızı,

2. Yayınlanmasını istediğiniz yazı ve şiirlerinizi,

3. Sitemizle alakalı görüş ve düşüncelerinizi

içeren mesajlarınızı sizdenherkule@gmail.com adresine bekliyoruz. Ayrıca, yazı ve şiirlerinizi “word dosyası” olarak ve yayınlanabilecek biçimde göndereceğinizi umuyoruz.

* Sayfamızda gördüğünüz teknik problemlerle ilgili uyarılarınızı, teknikherkul@gmail.com adresine gonderebilirsiniz.

* WWW.ORTAKHATIM.COM sitesi ile ilgili uyarılarınızı, ortakhatimyardim@gmail.com adresine gonderebilirsiniz.

Sayfamızla alakalı çalışmaları sadece iki-üç kişilik bir heyetle yetiştirmeye gayret gösterdiğimiz için şahsî selâm, şahsî problem ve herhangi bir konudaki yardım taleplerini ihtiva eden mesajları dikkate alamayacağımızı belirtir, bu hususta hassasiyet gösterilmesini ve affınızı istirham ederiz.

Dualarınız istirhamı ve hürmetlerimizle…

Herkül