Gafletin Büyüğü ve “Yangın Var!..”

Herkul | . | BAMTELI

İndir:     mp3     mp4     HD

Soru: 1) “Gafleti dağıtan bir iksir varsa, o da zikrullahtır” buyurmuştunuz. Sebeplerinin ve çeşitlerinin çokluğu nazar-ı itibara alınırsa, gafletin türüne göre farklı zikirlerden bahsedilebilir mi?

-Gaflet; dalgınlık, dikkatsizlik, kendinde olmama, akıbetten endişe etmeme; gafil de çevresinde olup bitenlerden habersiz, her zaman şaşkın ve halkla münasebetleri açısından da dikkatsiz yaşayan demektir. O bakıp da görmeyen, işitip de anlamayan öyle bir şaşkın ve öyle bir dalgındır ki, bazen etrafında cereyan eden kızıl kıyamet hâdiselerden bile habersiz yaşar. (00:50)

-Gafleti dağıtan vesileler çoktur. Bazen bir ayet, bazen bir hadis, bazen de gönülden okunan bir ezan gaflet perdelerini yırtıp atar. Hazreti Üstad’ın eserleri, insanı tezekkür, tedebbür ve tefekkür vadilerinde dolaştırarak gafleti izale edecek hakikatlerle doludur. (01:27)

-Gafleti dağıtan en tesirli iksir zikirdir. Sofîlerce, Allah’ın ad ve unvanlarının teker teker veya birkaçının bir arada anılması ve tekrar edilmesi şeklinde anlaşılan zikir; anmak, hatırlamak, varlığın koridorlarında gezerken hemen her nesneden Allah’a ait bir mesaj almak ve O’nu ins-cin herkese ilan etmek demektir. Cenâb-ı Hakk’ı mübarek isimleriyle yâd etmek, sıfât-ı Sübhâniyesiyle anmak, ef’âl-i ilâhiyesiyle hatırlamak ve “Allah şu işleri nasıl da bin bir hikmetle yapıyor” diyerek takdir ve minnet hislerini ifade etmektir zikir. (03:50)

-Kur’ân-ı Kerim’in bir adı da “Zikir”dir; çünkü o, her ayetiyle Allah’ı ve ulvi hakikatleri hatırlatan bir nasihatçı ve bir uyarıcıdır. (07:24)

-Zikir, sadece Allah’ın (celle celalühü) isim ve unvanlarının teker teker veya birkaçının bir arada tekrar edilmesinden ibaret değildir; o, anmak, hatırlamak ve yâd etmek mânâlarına da gelir ki, bazen –mesela– Hazreti Sa’d bin Muaz ya da Mus’ab bin Umeyr gibi sahabi efendilerimizi yâd etmek de gafleti dağıtır. (07:40)

-Gaflete mâni olan ve -varsa- onu dağıtan en önemli vesilelerden biri de; laubâlîliğe kapalı kalmak ve her beraberliği bir müzakere meclisine dönüştürmek suretiyle okunması faydalı eserleri okumak ve muhâvereleri sohbet-i Cânân etrafında örgülemektir. Sürekli köpürüp duran bir marifete ulaşma, fikir ve duygu alış-verişiyle irfan ocağını iyice kızıştırma, böylece Allah aşkını ve O’na iştiyakı yüreklerde hep canlı tutma hususlarında birbirimize karşı sorumlu olduğumuz unutulmamalıdır. (10:17)

Soru: 2) Bir sohbette, âhirete hazırlık yapmama, vazifede dikkatsiz davranma, İslam âleminin perişan halini görmeme, her şeyi sebeplere bağlama ve Müsebbibü’l-Esbâb’ı hatırdan uzak tutma gibi gaflet çeşitlerinden bahsetmiştiniz? Günümüzde hizmet erleri için en tehlikeli gaflet hangisidir? (13:33)

-Gafletin çeşitleri vardır: Mukadder âkıbeti düşünmeme, âhirete yatırım yapmama ve öteler için hazırlanmama en tehlikeli gafletlerden biridir. Oysa, insan bir yolcudur; sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar onun yolculuğu devam eder. Dolayısıyla, insan uğrayacağı bu duraklar ve sonunda ebedi kalacağı yer için mutlaka hazırlık yapmalıdır. (14:01)

-Vazife ve sorumlulukları yerine getirme mevzuunda dikkatsiz ve dalgın davranma da bir gaflettir. “Olduğu kadar olur” mülahazasına bağlı dûnhimmetlilikten plan ve programsız iş yapmaya, popülist düşüncelerle hareket etmekten kaderdenk noktaları değerlendirme mâcerâcılığına, herhangi bir teşebbüsün bütün muhtemel neticelerini göz önünde bulundurmamaktan yapılan işlerin kalb ve ruh adına ne ifade ettiğini hesaba katmamaya, hasılı vazifedeki küçük bir dalgınlıktan en mühim işlerde bile bütün bütün basiretsiz davranmaya kadar bu gafletin de çeşitleri vardır. (16:02)

-İslam âleminin ve müslümanların şu andaki perişan hallerini görmeme ve ümmet-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) için kavlî ve fiilî dua etmeme çok büyük bir gaflettir. Bu gaflet, diğergâm olması ve peygamberâne bir azmi taşıması beklenen hizmet erleri için en büyük tehlikelerden biri sayılabilir. (19:53)

-Fertler yanıyor.. yuva yanıyor.. mektep yanıyor.. bir manada mabed yanıyor.. âlem-i İslam cayır cayır yanıyor.. hatta bugün derya (!) bile yanıyor. Bütün bu yangınlara karşı duyarsız yaşamak ne büyük bir gaflettir!.. (22:12)

-Her şeyi sebeplere bağlamak suretiyle Müsebbibü’l-esbâb’ı hatırdan uzak tutmak da bir gaflettir. (25:25)

-İster dünya çapında isterse de belli beldelerde diyalog ve eğitim hizmetlerindeki başarılara dikkatlice bakılırsa, onların verâsında binlerce sebebin biraraya geldiği ve bunu Allah’tan başkasının yapamayacağı anlaşılır. Sevk-i ilahiyi ve Allah’ın inayetini görmezden gelmek ve muvaffakiyetleri sebeplere ve bazı şahıslara vermek ancak gafillerin işi olabilir. (28:01)

-Her başarıyı Müsebbibü’l-Esbab’a vermek, hizmet eden insanları bütünüyle görmezlikten gelmeyi gerektirmez. Hizmet erlerine, kuvve-i maneviyelerini takviye etmek maksadıyla, –şayet kıymetini bilir ve şükrünü eda ederlerse– Allah’ın çok büyük lütuflarına mazhar oldukları, zaman zaman hatırlatılmalıdır. Fakat, mübalağalı sözlerle onların enaniyetleri kabartılmamalı ve -Peygamberimizin ifadesiyle- boyunları kırılmamalıdır. Onlara karşı takdir, sevgi ve alâka, boylarından aşkın payeler vermek suretiyle değil sadâkat ile ortaya konulmalıdır. (30:50)

Soru: 3) Allah Teâlâ, Kehf Suresi’nin 28. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلاَ تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلاَ تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا

Bu ilahî beyanın son kısmında, gaflet ve zikir münasebeti açısından kendilerine işaret edilen gâfiller sadece müşrikler midir? (33:17)

-Cenâb-ı Hak, bu ayet-i kerimede meâlen şöyle buyurmaktadır: “Rabbilerine, sırf O’nun rızasını ve cemaline kavuşmayı umdukları için, sabah akşam yalvaranlarla beraber, sıkıntılara karşı candan sabret. Dünya hayatının süslerini arzulayarak sakın gözlerini onlardan başkasına çevirme. Kalbini Bizi zikretmekten gafil bıraktığımız, heva ve hevesine uyan ve işi hep aşırılık olan kimselere itaat etme.” (34:45)

-Kureyş’ten bazı ileri gelenler, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ashâb-ı kirâmdan fakir olanları yanından kovmasını ve yanına gelip-gitme mevzuunda kendilerine bir hususiyet tanınmasını teklif etmişlerdi. İçtimaî yapının gereği, onların Müslüman olması ile çoklarının Müslüman olacağı düşünülebilirdi ama kemmiyet her şey demek değildi ve Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) keyfiyet itibarıyla çok kıymetli olan o sâdık yâranlarını hiç kimseyle değişmezdi. İşte mezkur ayet, Peygamber Efendimiz’in bu kanaatine semavî bir teyit olarak indirilmiş; Allah’ın rızasının esas olduğunu bir kere daha vurgulamış, kemmiyetin o kadar önemli olmadığını hatırlatmış ve Peygamberin yanına belli şartlar koşarak gelmek isteyen insanların dünya peşinde ve gaflet içinde kimseler olduklarına dikkat çekmişti. (38:58)

-Aslında bu ayet Allah Rasûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) şahsında ümmetine bir tembih ve nasihattır. Ayakta durmak için hiçbir kişiyi veya sistemi koltuk değneği olarak kullanmaya ihtiyacı olmayan İslâm, falan aristokratın, filan zenginin kendisine tâbi olmasıyla şeref ve itibar kazanacak, güçlenecek değildir. O, hep kendi dinamikleriyle var olmuştur ve olmaya da devam edecektir. (39:28)

-Mesleğimizin hususiyetleri irşattır, tebliğdir, hak ve hakikati göstermektir. Biz hem vazifelerimiz hususunda sabırlı olup mesleğimizin gereklerini yerine getirmeli, hem de bu yoldaki arkadaşlarımıza sadâkatle bağlı kalıp onların hallerine sabretmeliyiz. Nazarlarımızı başka taraflara kaydırmamalı; farklı temenniler ardına düşmemeliyiz. Yakînden nasibi olmayan kimselerin yönlendirmeleriyle oradan alınıp buraya atılan çer çöp ya da bir orada bir burada oynayıp duran, her yerde rahatlıkla kullanılan mahluklar haline gelmemeliyiz. “İki elimiz var; dört elimiz de olsaydı ancak bu işe yeterdi” mülahazasıyla kendi hizmetlerimize yoğunlaşmalıyız. (41:30)